Ergenekon Davası sanığı Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin savunmasi


Ergenekon Davası sanığı Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin savunmaları kamuoyunda yakından takip ediliyor. Çelebi geçtiğimiz hafta mahkemeye 195 sayfa olan savunmasını okudu.


Savunmamın bu son kısmına başlarken bu ülkenin aydınlık geleceğini karartmak ve Türkiye Cumhuriyetini buhranlara sokmak adına şehit edilmiş komutanlarımızı, askerlerimizi, vatandaşlarımızı ve aydınlarımızı saygı ve hürmetle anmak istiyorum.Bu ülke daha nice komutanlar, askerler, daha nice aydınlar,vatanına ve milletine bağlı daha nice nesiller yetiştirecektir. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ve hiç kimse gelecek adına umutsuzluğa kapılmasın. 

“Özgürlük Konuşması” adını verdiğim bu son bölümü bitirdiğimde Türk adaletinin değerli, adil ve haktan yana olduğuna inandığım, buna bütün kalbimle inanmak istediğim hâkimleri karşısında görevimi bütünüyle ifa etmiş olacağım. Geç de olsa yapabildiğim savunma görevimin eksiksiz olarak yerine getirildiğinin çok iyi algılanmasını, adaletin geç de olsa tecelli etmesi için benim üzerime düşen her şeyi yaptığımın çok iyi anlaşılmasını istiyorum. Savunmamda bütün noktaları açıklıkla dile getirerek, iddiaların ne kadar kof ve ne kadar gerçeklerden uzakta olduğunu tüm ayrıntılarıyla anlattım. Yine de bu bağlamda, bir kez daha iddia makamına ve yüce heyetinize çağrıda bulunuyorum: Bana aklınıza, yüreğinize ve sezginize gelebilecek bütün soruları sorun. Hakikat ve doğruluktan sapmaksızın sorularınızın benim öncelikli sorumluluğum olduğunu ilan etmek her şeyden önce benim insanlık görevim, namus borcumdur. Sorularınız sorumluluğumdur! İnsan olmanın büyük anlamına ve yüceliğine kara çalmak, insan olmanın sorumluluğuna, insan olmanın değerine gölge düşürmek benim için en büyük talihsizlik, en büyük yara ve en büyük gurursuzluk olacaktır. Adalet için, gelecek için, sorumluluk için insan olana, insan olan bana sorun: İnsanlık ve adalet adına, bütün şüphelerden arınana dek sorgulayın beni!

Benim gördüğüm saf hakikati, suçsuz olduğum hakikatini siz de görene dek sorgulayın beni! Ve mahkemenizden talebimdir: Mahkeme bu iddianamenin yarattığı toplumsal cinnet ve korku karşısında sessizliğini bozmalı ve hakikatin bütün ağırlığını yüklenerek adaleti daha fazla vakit kaybetmeksizin ortaya çıkarmalıdır. Mahkeme için en talihsiz olan size hiç yaklaşamasın diye, tarihin bu toplumsal cinneti yazacağı zamanlar kötü yorumlar Türk Milleti adına karar veren heyetinizden fersah fersah uzak olsun diye bunları söylemeyi size karşı bir borç ve gönüldaşlık sayıyorum. Hepimiz insan olarak adalete ve doğruluğa borçlu olarak doğduk ve bu dünyadan bu borçları ödeyerek ayrılmak bir insan için en büyük teselli olacaktır. Ben bu anlayışın naçizane bir yolcusu olmaktan onur duyuyorum.

“İDDİANAMEYE GÖRE VATANI SEVMEK SUÇ!”  Sayın Başkan, Değerli Heyet, Bu iddianameye göre başarılı olmak, Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlı olmak, insanlara Nutuk okumalarını salık vermek, vatanını karşılıksız sevmek, o uğurda ölümü göze alarak yaşamak suçtur. Hiçbir belgeye, sahici bilgiye, gerçek tanıklığa ve somut durumlara sahip olmadan ortaya atılan suçlamalar büyük bir insafsızlığın, gerçeksizliğin, özensizliğin ve hukuksuzluğun eseridir.İnsanların hayatının böylesine kolay, böylesine adaletten uzak, böylesine dedikodu ve spekülasyonlara dayalı bir biçimde harcanıyor olması, insanın özel hayatının tüm çıplaklığıyla böylesine açığa çıkarılıyor oluşu karşısında insan nasıl olur da titremez, nasıl olur da kendinden geçmez! Nasıl olur da insan, insanlığından utanmaz!Bu iddianameye göre insanın coşkulanması, insanın öfkelenmesi, insanın hiç kimseye ama hiç kimseye zarar ve ziyan vermeksizin, hiçbir hukuksuzluğa neden olmadan gençlikten gelen coşkuyla haykırması, fikirlerini paylaşması, öğrenme kaygısı taşıması suçtur.İnsan değil midir ki heyecan ve merak duydukça gelişen, öğrenen, kabalıklarından ve taşkınlıklarından sıyrılarak olgunlaşan ve dinginleşen? İnsan değil midir ki yaşadıkça, duyarlılık gösterdikçe daha fazla insan olan!Kimi açılardan insani hatalar olarak görülebilecek durumları her halükarda suçlayıcı ve iyi niyetten uzak bir şekilde yorumlamak; insanın zamanla kendisinin düzelteceği yanlışlarının kendi kendine farkına varmasını her durumda engellemek ve onu bir azap çemberi içerisinde acılarla çevirmek, sanığın lehine olabilecek açık gerçekleri gizlemek bu iddianamenin en büyük hünerlerindendir. Ama bu hünerin getirdiği lanete karşı durmak boynumun borcudur.Bu iddianameye göre insan gözleri kör, kulakları sağır, herkeslerden uzakta, göklere yakın bir kaya olmalıdır. Sopsoğuk ve duyarsız olmalıdır. Yalnız, değersiz, ideallerinden uzakta, heyecansız ve insan olmayı unutmuş bir taş parçası olarak düşünmekten ve sorgulamaktan kendisini alıkoymalıdır. Ama asla unutulmasın bir gün o soğuk taş adaletin taşı olarak adaletsizlik ve hukuksuzluk yapanların başına düşecektir.Bizler, suçlarımız için, hukuku çiğnediğimiz ya da yasaları ihlal ettiğimiz için burada değiliz. Düşüncelerimiz ve değerlerimiz için buradayız, düşüncelerimizi ve değerlerimizi hukukun bütün zeminlerinde savunmak cumhuriyetin, demokrasinin ve fikir özgürlüğünün tabii sonucudur. 

UTANÇ VERİCİ İDDİALAR
Hukukun bize tanıdığı haklar çerçevesinde fikirlerimizi savunmak bizim en temel hakkımızdır.Bu hak insanın kendisinden başka hiç kimseye devredilemez, bu hak gasp edilemez. Bu hak hukuk maskesi altındaki hukuksuzluğa alet edilemez. Bu hakkı çalmak, insanın hakikatini çalmaktır.Benimle ilgili iddialara bakıyorum. Ben okumaktan, oradaki sözcüklerle birlikte anılmaktan utanç ve yas duyuyorum.Dostluk ve arkadaşlık ve aile ilişkilerini hayali bir örgütün organizasyonuna çeviren bu mantıktan ürküyorum.Bilinsin: İnsanlar dost oldukları, bir şeyler öğrenmeye çalıştıkları başka insanların elleri, ayakları, emir kulları olmazlar. Ben hiçbir zaman olmadım, olmayacağım da. Başkaları ne düşünürse düşünsün ben kendimim, özgür iradeye sahibim ve o iradeyi her şeyin üstünde gören bir bireyim.Herkesin kendine özgü algılama, çeşitli süzgeçlerden geçirme, farklı etkileşimler içinde olma, farklı değerlendirme ve yorumlama biçimleri vardır. Herkes başka başkadır.Bu iddianame, hukuksuzlukları hukuka bulaştırmak suçunu işlerken, her insanın bambaşka bir dünya olduğu hakikatini de gizlemiştir. Bu hakikatin gölgesinde belirtmek isterim ki, ben Türk Silahlı Kuvvetleri dışında hiç kimseyle herhangi bir emir komuta zinciri içerisine girmedim, girmeyeceğim de. Askerlik yeminimden asla ayrılmadım, asla ayrılmayacağım.Bu iddianame için farklı insanlar yoktur. Yalnızca suçlu insan vardır. Hepsi bir diğerinin aynısıdır, yalnızca istenen cezalarda ayrılırlar. Bu iddianame farklılıkları, diğerlerinden ayrı düşünceleri, bambaşka duyguları, değerlendirme ve yorumlama biçimlerini saklamak, hakikatin sesini kısmak için yapmadığı şey kalmamıştır. Ama hakikatin sesi kısılamaz, insanlar hayali bir örgüt senaryosu adı altında tektipleştirilemez.Bütün insanlara, çevreme hangi nezaket, saygı ve görgü çevresinde davrandıysam, hangi iyi niyet ve saf duygular içerisinde davrandıysam buraya gelmeden önce tanıdığım insanlara da o duygular ve ilkeler içerisinde davrandım. Bizim suçumuz olsa olsa düzgün, doğru ve saygılı insan olma suçudur.Bu iddianame bütün bu karanlıkların yanında insanlığın ideallerinden, düşlerinden,heyecanlarından, insanın bilgi ve bilim yolculuğundan uzakta konumlanmıştır.

TERÖRLE MÜCADELE EDENLERE “TERÖRİST” YAFTASI

Genç olmak ne demektir, genç olmak, henüz heyecanlı, dipdiri, idealist ve geri-adım atmaz olmak demektir.Devrimlere sahip çıkmak ne demektir bilmez görünmektedir bu iddianame.Atatürk’ün cumhuriyeti neden gençlere emanet ettiği çok açık değil midir?Sanırım gözleri görmez kulakları duymaz yürekleri atmazlar için hiçbir şey açık değildir. Bu iddianame açık olan bir göğü bile karanlıklaştırabilir, bu iddianame Atatürk’e layık olmaya çalışan gençliğe kötü gözle bakabilir. Ama hiçbir şey ama hiçbir şey terörle mücadele ederken bize terörist yaftası yapıştırılmaya çalışılmasından daha ağır gelemezdi. Bunu şiddetle ve esefle reddediyorum.Sayın Başkan Değerli Üyeler,Hukuk, suçu konu olan somut olayların nedenlerini ve sonuçlarını açıklıkla ortaya koyan ve gerçeğe uygunluk taşıyan durumların adaletle değerlendirilmesi işidir. Şüphesiz bu işi en iyi sizler bilirsiniz.Bu değerlendirme gerçekle, olmuş olanla, olmuş olanın nerede, nasıl, ne zaman ve kimlerle olduğuyla yakinen ilgilenir. Bu en temel soruların yanıtları ortaya konmadan bir suçlama yöneltilemez, bir iddia düzenlenemez. Ama ne kadar ustaca ve kurnazca hazırlanırsa hazırlansın hiçbir insanoğlu, hiçbir hukuk adamı olmayan gerçeği yaratamaz, olmayan gerçeği konuşamaz, olmayan gerçekle suçlama yöneltemez. Bu iddianamenin bu kadar muğlak ve boş söz içermesi boşuna değildir çünkü bu iddianame gerçeklerle değil üretilmiş sahte gündemlerle, siyasi meselelerle meşguldür. Oysa adalet, oysa hukuk gerçeğe sadakatin en yüksek ve en şerefli biçimidir. Hukukun temel metinlerinden bu yana, Roma Hukuku’ndan bu yana hep böyle olmuştur.Hukuk insanlığı yükseltmek, insanca ve adilane yaşamını temin etmek için vardır; insanlığı yalanın sivrisinekleriyle çevrelenmiş bataklıklara mahkûm etmek için değil.Bu iddianame insanların üzerine yalanın üniformasını zorla giydirmiştir. Ama bu sahte üniforma yalnızca bedenleri örter, ruhları değil.Büyük çoğunluğunu hayatım boyunca tanımadığım, burada tanıştığım insanların oluşturduğu bu sahte örgütün sahte görüntüsü elbet bir gün yok olacaktır.Tarih boyu böylesi zulümler, hukuksuzluklar yaşanmıştır. Ama unutulmasın ki gerçekler sadece belirli bir zaman boyunca saklanabilir.Adalet gün gelecek ve bu üzerine yapıştırılmış süslü ve görünüşte pek dolu maskeyi, bu hukuksuzluğu yırtıp atacaktır. Bundan adım gibi eminim.

“İTHAM EDİYORUM!”

Sayın Başkan, Yüce Heyet,Sizden gerçeğe sadakati talep ediyorum ve olmamış şeyleri hayali fikirler ve kurgularla olmuş göstermek için çabalayanları da huzurunuzda itham ediyorum. Hem gerçekleri çarpıtıp yok ettikleri hem de böylesine doğrulardan uzak iddialarla benim için hayali bir yöneticilik yarattıkları için itham ediyorum.Ben bu iddianamede anlatılan kişi değilim, ben bu iddianamede iddia edilen o hayali örgütün hiçbir yerinde değilim. Benim hiçbir yerin sorumlusu olmak gibi bir görevim asla olmadı.Ben, “nasıl, nerede, ne zaman ve kimlerle” gibi en temel hukuki sorulara bile yanıt vermekten aciz bu iddianamenin neresinde olabilirdim ki!Haykırıyorum ben bu iddianamenin hiçbir yerindeyim.Tahliye kelimesini kullanmak bile istemiyorum çünkü bir annenin evladını beklemesi gibi beklerken özgürlüklerimizi, yaşadığımız her hayal kırıklığında daha da uzaklaştık o kelimeden. Soğuk duvarlar, ıssız geceler, iç-çığlıklar, hıçkırıklar girdi o kelimeyle aramıza.Dışarıda olması gerekenler buradayken bizim için o kelime her gün biraz daha anlamını yitirdi. O kelime gözyaşı, o kelime hüzün, o kelime keder ve haksızlıkla özdeşleşti. O yüzden şahsım adına zaten benim olan tertemiz özgürlüğü talep ediyorum.İnanıyorum ki özgürlüğümü duyurabileceğim doğru kişi ve doğru yargıçlar var.Sizlere soruyorum bedenimin efendileri sizler değil misiniz? Sürgünümün ve zincirlerimin sahibi sizler değil misiniz? Sizin buyruğunuzla ve dilediğiniz zaman,bütün bunlardan ve zavallı bedenimden vazgeçeceğim.Sizden görevime layıkıyla geri dönebilmek için suçsuzluğumu talep ediyorum. Çünkü bilincimin her zerresinde, bilinçdışımın her anında bile bu suçsuzluk, bu masumiyetin hakiki kalbi atıyor.Kendime ve suçsuzluğuma duyduğum inanç, gerçeklere ve yaşanmışlıklara duyduğum inançtır.




“MERHAMET DEĞİL ADALET İSTİYORUM”
Generallerin üye olduğu, teğmenlerin yönetici olabildiği bu hayali musibette; bu insafsız, izansız ve mantıksız kötülükte; hayatın bütün akışına ters bu organizasyonda temiz, dürüst, aydınlık ve şerefli insanların yeri olamaz.Benim bu vatana layık olmak, Atatürk’ün ilkelerine bağlı olmak ve kendimi en iyi şekilde yetiştirmekten başka bir derdim olmadı. Özgürlüğümüzün elimizden alındığı, adeta tutsak edildiğimiz tutukevinde bile yaptığım en temel iş kitap okumak, okumak, okumak oldu. Bu anlayışın, böylesine bir hayat anlayışının neresinden terör çıkartılabilir ki!Gerçek ve hakikat adına, en önemlisi hukuk adına bana doğduğumdan beri en temiz duygularla, en temiz düşüncelerle taşıdığım suçsuzluğumu, masumiyetimi ve saflığımı geri verin.Namusu olan subayının muzır addedilmesine seyirci kalmayacak mahkemenizden ne merhamet, ne müsamaha istiyorum.Türk milleti adına,vermekle mükellef olduğunuz adaleti talep ediyorum.O zaman tıpkı sözde örgütün sözde yöneticisinin yani benim yöneticiliğimin altına sözde üye olarak yazılan ve tahliye edilerek şu an görevlerinin başında olan can yoldaşlarım gibi, diğer teğmenler gibi kutsal görevime döneceğim ve burada bize reva görülenleri kalbime taş basarak ve zihnimi en büyük güçle teselli ederek atlatacağım. Ve elimden gelen bütün güçle gerçek teröristlere karşı canımı siper edeceğim.Sayın Başkan,Yüce Heyet;Haksız yere ceza da alabilirim, bu sadece çok sevdiğim askerlik mesleğinden ayrılmam, üniformamı çıkarmam sonucunu doğuracaktır.Olsun,Vatan sağ oldukça bu şerefli rütbeleri takacak Türk evlatları yine bulunur. Rütbe ve refahımızı bu aziz millet ve ülkeye borçlu olduğumuz namus görevimizi yerine getirmek için bırakabilecek karakterde olanlardanız.Çünkü bu millet,bu memleket parçalanacak olursa genel şerefsizliğin yıkıntısı altında herkesin şerefi paramparça olur.Ne olursa olsun değişmeyecek bir şey vardır.O da, üniformamı çıkarsam da ben M.Kemal'in askeri olmaya devam edeceğim.Çünkü bu bir üniforma,rozet meselesi değildir ruh meselesidir.Sonuç ne olursa olsun bizim duracağımız yer değişmez.Biz M.Kemal'in askeriyiz. Biz bir servet sahibiyiz.M.Kemal'in yolunu temiz,izini taze tutacağız,bu uğurda ödeyeceğimiz her bedeli,her tazminatı şeref sayarız.Beni mahkum edecekseniz özgürlüğe mahkum edin.Çünkü özgür olan bütün evrenin yükünü omuzlarında taşır.Ben milletin evlatlarına faydalı olacağımı biliyorum.Sizden bu sorumluluğu talep ediyorum. Önemle bilinmesini isterim ki: Üst düzey yöneticilerinin tutuksuz, üyelerinin aylardır tutuklu bulunduğu bu hayali musibetin izansız tahliye koşullarında;Öncelikle hastanede olup yüksek hayati risk taşıyan Değerli Bilim Adamı Sn.Prof.Dr.Mehmet Haberal’ın, Komutanım E.Tuğgeneral Levent Ersöz’ün, sonrasında bayan tutukluların, sonrasında bu devlete liyakatle,kahramanca hizmet etmiş komutanlarımın tahliyelerini kendi özgürlüğüme tercih eyleyeceğimi mahkemenize arz ederim.Eminim ki,Türk milleti bu acı imtihandan şerefli neticelerle çıkacaktır.Türk hukuku yurtseverliğin aşağılanmasına göz kulak olmayacaktır.Türk yargısı Türkiye’ye,Türklüğe,Atatürk’e,Türk Ordusuna karşı düşmanlık güden,aşağılayıcı bir psikolojik savaşın aleti olmayacaktır.Her tür adaletsizlik,partizanlık,yolsuzluk hukukla yok edilecektir.Ve yaşananlar ,Türk milletine uyanış vesilesi olacaktır.Ancak şimdi aldatılmış olanlara,uyarı ile doğru yolu görebilecek olanlara hitap ediyorum. Türk milletinin evlatlarının arasına fitne, fesat ve münafıklık sokulmuştur.Bir an için olsun hakikati görmekte tereddüt edenlerden istifade ile şu an burada bulunuyoruz.Bu bugünün küçük bir baş dönüşüdür.Ancak hemen uyanılmazsa düşmanlara vereceği fırsatın neticeleri itibariyle yarını büyük bir hataya,cinayete dönüştürecektir.Tarih,talih bizleri gerçeği görmeye davet ediyor.Beni mahkum da etseniz hatalarından dönerek Türk Milletinin yanında olmaya karar verenlere hiçbir düşmanlık beslemeyeceğim.Bizi çürümeye yollayacağınız yerden çıktığımda gidip onların,Türk Milletinin yanlıştan kurtulan evlatlarının elini tutacağım ve düşmanın oyununu bozacağım.Çünkü o zaman geçmiş unutulmuş olacak ve gelecek başlayacaktır.Ben inanıyorum ki bizi bize mahvettirmekten ibaret olan plan,sizlerin ve milletimizin hakikati ayırmaktaki basiret ve uyanıklığı ile başarısız olacaktır.

KARANLIK SENARYOLAR VE GERÇEKLER

Şimdiyi geleceğe bir bedel olarak yaşıyoruz.Güzel günler için.Şairin dediği gibi; “O günler gelecek, Dünyada yaşayan her bir can Gözlerindeki ışığı bir diğerine uzatacak Ve bir daha umudu katledilmiş bir çocuk ağlamayacak O günler gelecek Yüreğini sevdasına kurban edenler Bir daha zemheri ayazına dönmeyecekler O günler gelecek Biz göremesek de yedi nesil ötesi çocuklar Mezar taşımızdan Yani alnımızdan öpecek Ve dosta düşmana göstere göstere Toprağın yufka bağrına Birkaç damla Ahde vefa Sevinç gözyaşı dökecek O günler gelecek ”İşte “o günler” uğrunda benim başıma gelecekler önemsizdir. Bensiz millet büyüklüğünden bir şey kaybetmez. Fertler pek fazla bir şey ifade etmezler. Ama yarın Türk milletinin başına gelecekler küçümsenemez. Önümüzde duran asıl mesele budur ve sorumluluk sırası benden size geçmiştir. Yüksek huzurunuza arz ettiğim hususların adli makamınızca tetkiki neticesinde takdirinizin lehime olacağına şüphem yoktur Gerçeklerin, adaletin ve hukukun; karanlıkları ve hayali senaryoları delip geçercesine tıpkı bir güneş gibi doğacağı, şu an belki bizim uzağımızda görünen o kesin, o sarsılmaz, o katı ve doğru, o haktan yana günden, o günün şafağından yüce mahkemeye en derin ve kalbi selamlarımı gönderiyorum. Bilinsin ki ben o şafakta doğdum, o şafakta yaşıyorum ve o şafakta öleceğim. Ebedi önder "Vazifem ben toprak olduktan sonra da devam edecektir." demişti. Mustafa Kemal o şafaklarda, yükseklerdedir ama bacakları halen duyarlıdır.Yere değdirmese de bizim gibi şerefli Türk Subaylarının, şerefli Türk Gençliğinin başlarına basa basa, omuzlarına basa basa ileri atıyor adımlarını,yürüyecek. Yürüteceğiz O’nu. O bu topraklarda hiç kaybetmedi. Yine kazanacak!





No comments: