DEVLET, DEMOKRASİ VE DEVRİM / YILMAZ GÜNEY

Dev­let, sı­nıf ege­men­li­ği­nin bir ifa­de­si­dir. Sı­nıf­sal özü ve bi­çi­mi ne olur­sa ol­sun, dev­let ege­men sı­nı­fın ya da sınıf­la­rın dev­le­ti­dir; ege­men sı­nıf­la­rın eko­no­mik, si­ya­sal top­lum­sal çı­kar­la­rı­nı ko­ru­mak, ge­liş­tir­mek ve sa­vun­mak için, elin­de­ki bü­tün or­gan ve ola­nak­lar­la, di­ğer sı­nıf ve ta­ba­ka­la­rı zor al­tın­da tu­tar; on­la­ra bas­kı uy­gu­lar ve çe­şit­li yön­tem ve araç­lar­la on­la­rı ko­şul­lan­dır­ma­ya ça­lı­şır. Bur­ju­va dik­ta­tör­lük­le­ri için de bu böy­le­dir. An­cak bur­ju­va dik­ta­tör­lük­le­ri sö­mü­ren ege­men azın­lı­ğın sö­mü­rü­len ba­ğım­lı ço­ğun­luk üze­rin­de­ki sı­nıf dik­ta­tör­lü­ğü iken, pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lü­ğü, dev­le­ti ele ge­çir­miş bu­lu­nan ve ye­ni baş­tan ör­güt­le­yen es­ki ezi­len ço­ğun­lu­ğun pro­le­tar­ya ön­der­li­ğin­de es­ki sö­mür­ücü azın­lık üze­rin­de­ki dik­ta­tör­lü­ğü­dür.

Sı­nıf te­me­li ol­ma­yan bir dev­let, sı­nıf­lar üs­tü bir dev­let, sı­nıf mü­ca­de­le­sin­de ta­raf ol­ma­yan bir dev­let yok­tur; ola­maz da. Türk dev­le­ti de, ge­rek ulu­sal ge­rek­se ulus­la­ra­ra­sı plan­da sü­ren he­go­man­ya ve sı­nıf ça­tış­ma­la­rı için­de, sı­nıf­sal içe­ri­ği­ne uy­gun bir bi­çim­de, ta­raf­tır.

Türk dev­le­ti kim­den ta­raf­tır? Türk dev­le­ti, Dün­ya öl­çe­ğin­de var­lık­la­rı­nı sür­dü­ren baş­lı­ca çe­liş­me­ler ele alın­dı­ğın­da, gö­rü­le­cek­tir ki: Em­per­ya­lizm ve sos­yal em­per­ya­lizm ile dün­ya halk­la­rı ara­sın­da­ki çe­liş­me­de, baş­ta ken­di hal­kı ve Kürt hal­kı ol­mak üze­re, ezi­len dün­ya halk­la­rı­na kar­şı em­per­ya­lizm sa­fın­da yer al­mak­ta­dır.

Em­per­ya­lizm ile sos­yal em­per­ya­lizm ara­sın­da­ki çe­liş­me­de, yi­ne em­per­ya­liz­min ya­nın­da­dır ve sos­yal em­per­ya­liz­me kar­şı ta­vır al­mış­tır.

Ka­pi­ta­lizm ile sos­ya­lizm ara­sın­da­ki çe­liş­me­de, çe­liş­me­nin ka­pi­ta­lizm yö­nün­de ye­ri­ni al­mış­tır.

Bur­ju­va­zi ile pro­le­tar­ya ara­sın­da­ki çe­liş­me­de, baş­ta çe­şit­li mil­li­yet­ler­den olu­şan ken­di pro­le­tar­ya­sı ol­mak üze­re, dün­ya pro­le­tar­ya­sı­na kar­şı dün­ya bur­ju­va­zi­si­nin saf­la­rın­da ye­ri­ni al­mış­tır.

Ne­den?
Dev­le­tin, sı­nıf ege­men­li­ği­nin bir ifa­de­si ve ara­cı ol­du­ğu, doğ­ru bir ta­nım­la­ma­dır. An­cak ya­rı sö­mür­ge­ler­de dev­let ege­men­li­ği­ni elin­de tu­tan­la­rın sı­nıf­sal ve ulu­sal ya­pı­la­rı ile ger­çek an­lam­da ba­ğım­sız ve ege­men bur­ju­va dev­let­le­rin ege­men­le­ri­nin sı­nıf­sal ve ulu­sal ya­pı­la­rı bir­bir­le­rin­den fark­lı­dır. Ör­ne­ğin ABD, ger­çek­ten Ame­ri­kan te­kel­ci bur­ju­va­zi­si­nin; İn­gil­te­re, İn­gi­liz te­kel­ci bur­ju­va­zi­si­nin; Fran­sa, Fran­sız te­kel­ci bur­ju­va­zi­si­nin ba­ğım­sız ve ege­men dev­le­ti­dir; sı­nıf dik­ta­tör­lük­le­ri­dir. Bu ne­den­le Ame­ri­kan, İn­gi­liz, Fran­sız dev­let­le­ri, esas ola­rak bu ül­ke­le­rin te­kel­ci bur­ju­va­la­rı­nın sı­nıf çı­kar­la­rı­na ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı plan­da hiz­met eden bi­rer araç iken, Türk dev­le­ti ve de­mok­ra­tik dev­ri­mi­ni ta­mam­la­ma­mış ya­rı sö­mür­ge ben­zer­le­ri için ay­nı şey­le­ri söy­le­ye­me­yiz; çün­kü Türk dev­le­ti, tek ba­şı­na Türk ege­men sı­nıf­la­rı­nın dev­le­ti de­ğil­dir. Bir ya­nıy­la, Türk ege­men sı­nıf­la­rı eko­no­mik ve si­ya­sal an­lam­da ken­di baş­la­rı­na ba­ğım­sız ve ege­men de­ğil­dir. Türk dev­le­ti bu ne­den­le, baş­ta ABD em­per­ya­list­le­ri ol­mak üze­re, Tür­ki­ye ile yo­ğun iliş­ki­ler için­de bu­lu­nan em­per­ya­list ül­ke­le­rin bur­ju­va­zi­si­nin de iş­bir­lik­çi­le­ri ile it­ti­fa­kı te­me­lin­de­ki dev­le­ti­dir. Öte yan­dan Türk dev­le­ti, ay­nı za­man­da Kürt iş­bir­lik­çi ha­in­le­rin de dev­le­ti­dir. Bu ne­den­le­dir ki Türk dev­le­ti, yal­nız­ca Türk ege­men sı­nıf­la­rı­nın ya­ni bü­yük bur­ju­va­zi ve top­rak ağa­la­rı­nın çe­şit­li mil­li­yet­ler­den Tür­ki­ye-Kür­dis­tan pro­le­tar­ya­sı, köy­lü­lü­ğü, şe­hir küçük burjuva­zi­si ve mil­li bur­ju­va­zi­si üze­rin­de­ki bas­kı ara­cı de­ğil, ay­nı za­man­da em­per­ya­list bas­kı ve bo­yun­du­ru­ğun da bir ara­cı­dır. Sö­mür­ge­ci te­rör ve zul­mün de bir ara­cı olan Türk dev­le­ti­nin, yal­nız ken­di hal­kı­na de­ğil, ezi­len dün­ya halk­la­rı­na kar­şı da bir mü­ca­de­le ara­cı ol­ma­sı­nın ne­de­ni bu­dur. 1950’ler­de Ko­re Dev­ri­mi’ne kar­şı, Ko­re’nin dev­rim­ci iş­çi­le­ri­ne, yok­sul köy­lü­le­ri­ne kar­şı “hür de­mok­ra­tik re­jim”i ko­ru­mak saf­sa­ta­la­rı ile Ko­re ge­ri­ci­li­ği­nin ve onun des­tek­le­yi­ci­si olan dün­ya ge­ri­ci­li­ği­nin saf­la­rın­da sa­va­şa ka­tıl­ma­sı, em­per­ya­list sal­dı­rı ör­gü­tü NA­TO’nun vu­ru­cu güç­le­rin­den bi­ri ola­rak açık­ça tu­tum be­lir­le­me­si bu ne­den­le­dir. Gö­rü­le­ce­ği gi­bi Türk or­du­su, yal­nız­ca ken­di hal­kı­na kar­şı de­ğil, dev­rim is­te­ğiy­le baş­kal­dı­ran di­ğer halk­la­ra kar­şı da kul­la­nıl­mak­ta­dır. Türk dev­le­ti, em­per­ya­list­ler ara­sı bir ça­tış­ma söz ko­nu­su odu­ğu za­man, ye­ni bir pay­la­şım sa­va­şı söz ko­nu­su ol­du­ğu za­man, bağ­lı bu­lun­du­ğu em­per­ya­list saf­lar­da, NA­TO saf­la­rın­da “hür de­mok­ra­tik re­jim” için sa­va­şa ka­tı­la­cak­tır. Ba­ğım­sız ve ege­men bir ira­de­ye sa­hip ol­ma­dı­ğı için, em­per­ya­liz­min çı­kar­la­rı­na gö­re tu­tum be­lir­le­mek­ten baş­ka yo­lu yok­tur.

12 Ey­lül dar­be­si, ge­ce­kon­du an­la­yı­şı ile fa­şist­leş­ti­ril­miş dev­le­tin ye­ni baş­tan, sağ­lam te­mel­ler üze­rin­de ör­güt­len­me­si­ni, ya­ni res­to­ras­yo­nu­nu gün­de­mi­ne alır­ken, dev­let ege­men­li­ği­ni iş­bir­li­ği ve it­ti­fak­lar te­me­lin­de elin­de bu­lun­du­ran sı­nıf güç­le­ri­nin ko­num­la­rın­da da kök­lü de­ği­şik­lik­ler mey­da­na ge­tir­miş­tir. Es­ki ege­men sı­nıf­la­rın, ye­ni iş­bir­lik­çi bur­ju­va­zi ve top­rak ağa­la­rı­nın dev­let ik­ti­da­rın­dan dış­ta­lan­ma­la­rı söz ko­nu­su de­ğil­dir. An­cak yö­ne­tim­de­ki ağır­lık be­lir­gin bi­çim­de, komp­ra­dor-as­ker-bü­rok­rat­lar eliy­le ABD’nin eli­ne geç­miş­tir. Bu­na bağ­lı ola­rak, Kür­dis­tan’ın sö­mür­ge sta­tü­sü de­ğiş­me­miş, yal­nız es­ki­ye oran­la ABD’nin Kür­dis­tan üze­rin­de­ki et­ki­le­ri­nin ço­ğal­ma­sı­nın yo­lu açıl­mış­tır. Kürt iş­bir­lik­çi ha­in­ler da­ha ön­ce iş­bir­lik­çi bur­ju­va­zi ile it­ti­fak için­de iken, bu kez es­ki it­ti­fa­kı sür­dür­me­nin ya­nı sı­ra esas ola­rak ye­ni yö­ne­tim­de­ söz sa­hi­bi olan as­ker-bü­rok­rat-komp­ra­dor­lar­la iliş­ki­le­ri­ni ge­liş­ti­re­cek­ler­dir.

Şöy­le ki: 12 Ey­lül ön­ce­si dev­let yö­ne­ti­mi, top­rak ağa­la­rı ile it­ti­fak için­de bu­lu­nan em­per­ya­liz­min iş­bir­lik­çi­si olan bü­yük bur­ju­va­zi­nin elin­de­dir. İş­bir­lik­çi bur­ju­va­zi ve top­rak ağa­la­rı, ege­men sı­nıf­lar it­ti­fa­kı­nı oluş­tur­mak­ta­dır­lar. Bu ege­men­lik em­per­ya­lizm­den can al­mak­ta­dır ve ona can kat­mak­ta­dır. Dev­let, gö­rü­nür­de si­ya­si ba­ğım­sız­lı­ğı olan ege­men bir dev­let­tir. Oy­sa ger­çek böy­le de­ğil­dir. Türk dev­le­ti bi­çim­sel bir ege­men­li­ğe ve si­ya­si ba­ğım­sız­lı­ğa sa­hip­tir. Eko­no­mik, as­keri ve si­ya­si ola­rak ken­di ba­şı­na ba­ğım­sız ve ege­men bir dev­let de­ğil­dir. Baş­ta ABD ve Ba­tı Al­man em­per­ya­liz­mi ol­mak üze­re, em­per­ya­liz­me ba­ğım­lı­dır. Bu ne­den­le dev­let, sa­de­ce iş­bir­lik­çi bur­ju­va­zi­nin ve top­rak ağa­la­rı­nın Kürt iş­bir­lik­çi ha­in­le­ri ile it­ti­fa­kı­na da­ya­nan dev­le­ti de­ğil, eko­no­mik ba­ğım­lı­lı­ğı ve bu ba­ğım­lı­lı­ğın di­ğer alan­la­ra yan­sı­ma­sı ora­nın­da em­per­ya­liz­min de dev­le­ti­dir. Ya­ni Türk dev­le­ti söy­len­di­ği gi­bi ulu­sal ege­men­li­ği olan bir dev­let de­ğil­dir. An­cak dev­le­tin yö­ne­ti­mi­ne ege­men olan esas güç, top­rak ağa­la­rı ve Kürt iş­bir­lik­çi ha­in­le­ri­ne de ege­men olan iş­bir­lik­çi bur­ju­va­zi­dir; or­du ve bü­rok­ra­si onun de­ne­ti­mi al­tın­da­dır.

Em­per­ya­liz­min, iş­bir­lik­çi ka­pi­ta­liz­min ve fe­odal ka­lın­tı­la­rın dev­let ya­pı­sı için­de­ki yer­le­ri­ne ba­kı­lır­sa, iş­bir­lik­çi bur­ju­va­zi­nin hem em­per­ya­lizm­le, hem de top­rak ağa­lı­ğı ile iş­bir­li­ği ve it­ti­fak için­de ol­du­ğu gö­rü­lür. Öte yan­da iş­bir­lik­çi bur­ju­va­zi, hem em­per­ya­list­ler­le, hem de top­rak ağa­lı­ğı ile çe­liş­me için­de­dir. Özel­lik­le de Kürt iş­bir­lik­çi­le­ri ile. Em­per­ya­liz­min de hem iş­bir­lik­çi­le­ri ile hem de top­rak ağa­lı­ğı ile ara­la­rın­da çı­kar çe­liş­me­le­ri var­dır. Em­per­ya­liz­min da­yat­tı­ğı prog­ra­mın uy­gu­lan­ma­sı, da­ha doğ­ru­su is­ten­di­ği gi­bi uy­gu­lan­ma­sı çe­şit­li zor­luk­lar­la kar­şı­laş­mak­ta­dır. Fa­kat em­per­ya­liz­min, iş­bir­lik­çi ka­pi­ta­liz­min ve fe­odal ka­lın­tı­la­rın, esas ola­rak baş­ta pro­le­tar­ya ol­mak üze­re Tür­ki­ye-Kür­dis­tan hal­kı ile ara­sın­da­ki çe­liş­me, içi­ne düş­tük­le­ri de­rin bu­na­lım, on­la­rı bir­bir­le­ri­ne muh­taç kıl­mak­ta­dır. Em­per­ya­list­ler iş­bir­lik­çi­le­ri­ne, iş­bir­lik­çi­ler de em­per­ya­list­le­re muh­taç­tır. Bu­na kar­şın, hal­kın dev­rim ve de­mok­ra­si mü­ca­de­le­si ge­liş­tik­çe, ba­ğım­sız­lık ve öz­gür­lük mü­ca­de­le­si ge­liş­tik­çe, Kürt ulu­su­nun ulu­sal ve de­mok­ra­tik dev­rim mü­ca­de­le­si ge­liş­tik­çe, ken­di ara­la­rın­da­ki çe­liş­me­ler de de­rin­leş­mek­te­dir. An­cak ya­rı sö­mür­ge ya­pı­nın tas­fi­ye­si, em­per­ya­liz­min, iş­bir­lik­çi ka­pi­ta­liz­min ve fe­odal ka­lın­tı­la­rın tas­fi­ye­si­ni zo­run­lu kıl­dı­ğı için bu güç­ler, ulu­sal de­mok­ra­tik ve top­lum­sal dev­rim gö­rev­le­ri­ni ye­ri­ne ge­tir­me­ye ça­lı­şan güç­le­re kar­şı bir­leş­mek zo­run­da­dır­lar. Ama yi­ne de dev­ri­me kar­şı mü­ca­de­le­nin yö­ne­ti­mi­ni, eko­no­mik ha­ya­tın yö­ne­ti­mi­ni, ye­ni dü­zen­le­me­le­rin yö­ne­ti­mi­ni, kı­sa­ca­sı dev­le­tin ye­ni­den ör­güt­len­me­si gö­rev­le­ri­ni doğ­ru­dan doğ­ru­ya kim eli­ne ­ala­cak­tır, so­ru­su ce­vap bul­ma­lı­dır… Si­ya­sal ve top­lum­sal mu­ha­le­fe­tin ge­liş­me­si, eko­no­mik ve si­ya­sal bu­na­lı­mın gün­den gü­ne de­rin­leş­me­si­ne yol aç­mak­ta­dır; em­per­ya­liz­min sö­mü­rü prog­ra­mı ak­sa­mak­ta­dır. İş­bir­lik­çi ege­men sı­nıf­lar hem ken­di iç çe­liş­me­le­ri­ni, hem de hal­kın ge­li­şen mü­ca­de­le­si­ni çö­ze­cek ve ön­le­ye­cek güç­te de­ğil­dir. Aciz kal­mak­ta­dır­lar. “Eko­no­mik is­tik­rar prog­ra­mı” uy­gu­la­na­ma­mak­ta­dır. Em­per­ya­liz­min za­ra­rı­na ge­li­şen top­lum­sal si­ya­sal mu­hal­efe­tin za­ma­nın­da ge­re­ken mü­da­ha­le­yi gör­me­me­si, em­per­ya­liz­min dün­ya öl­çe­ğin­de, öze­lik­le de Or­ta­do­ğu’da, gi­de­ril­me­si zor za­rar­la­ra uğ­ra­ma­sı­na yol aça­cak­tır. Bu ne­den­le;

Em­per­ya­lizm ile Rus sos­yal-em­per­ya­liz­mi ara­sın­da­ki çe­liş­ me;
Baş­ta ABD ve Ba­tı Al­man em­per­ya­list­le­ri ol­mak üze­re, em-­ per­ya­list­ler­le iş­bir­lik­çi­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me;
Em­per­ya­liz­min iş­bir­lik­çi­le­ri ile baş­ta pro­le­tar­ya ol­mak üze-­ re, en ge­niş halk kit­le­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me;
Fe­odal ka­lın­tı­lar ile em­per­ya­lizm ve iş­bir­lik­çi­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me;
Em­per­ya­lizm ile çe­şit­li mil­li­yet­ler­den Tür­ki­ye-Kür­dis­tan hal­kı ara­sın­da­ki çe­liş­me;
Baş­ta ABD ol­mak üze­re em­per­ya­lizm ya­ra­rı­na çö­zül­me­liy­di.

Bu­nun için de or­du­nun ve bü­rok­ra­si­nin ön­de ge­len güç­lü adam­la­rı­nın em­per­ya­lizm ta­ra­fı­na ka­za­nıl­ma­sı ve ağır­lık­la­rı­nı em­per­ya­liz­min çı­kar­la­rın­dan ya­na koy­ma­la­rı ge­re­ki­yor­du. İde­olo­jik kı­lıf ve si­ya­si ne­den­ler za­ten ha­zır­dı. İş mas­ke­le­ri ta­kı­na­cak un­sur­la­rı bul­ma­ya ka­lı­yor­du. İş­te 12 Ey­lül dar­be­si bu he­sap­lar­la, or­du ve bü­rok­ra­si­nin ön­de ge­len­le­ri ile ABD em­per­ya­liz­mi­nin an­laş­ma­sı so­nu­cu or­ta­ya çık­tı. Komp­ra­dor-as­ker-bü­rok­rat-tek­nok­rat bir ta­ba­ka, dev­let yö­ne­ti­min­de, es­ki iş­bir­lik­çi­le­rin ye­ri­ni al­dı­lar. Ev­ren-Özal iki­li­sin­de so­mut­la­şan komp­ra­dor-as­ker-bü­rok­rat ko­alis­yo­nu, ABD’nin, komp­ra­dor-as­ker-bü­rok­rat­lar eliy­le, or­du ve bü­rok­ra­si için­de­ki ege­men­li­ği­nin ifa­de­si ola­rak an­la­şıl­ma­lı­dır. Bü­lent Ulu­su ka­bi­ne­si de bu uz­laş­ma­nın bir yan­sı­ma­sı­dır. Dev­let, yi­ne em­per­ya­liz­min, iş­bir­lik­çi­le­rin ve top­rak ağa­la­rı­nın dev­le­ti­dir. An­cak dev­let yö­ne­ti­mi­nin ip­le­ri, komp­ra­dor-as­ker-bü­rok­rat it­ti­fa­kı te­me­lin­de ABD em­per­ya­liz­mi­nin eli­ne ve de­ne­ti­mi­ne geç­miş­tir. Em­per­ya­list­ler, ya­rı sö­mür­ge ül­ke­ler­de, dev­let yö­ne­ti­min­de açık­ça yer al­maz­lar; bu işi ken­di­le­ri­ne bağ­lı iş­bir­lik­çi­ler gö­rür.

Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’da ye­ni bir dö­nem baş­la­mış­tır. ABD yan­lı­sı komp­ra­dor-as­ker-bü­rok­rat it­ti­fa­kı te­me­lin­de ger­çek­leş­ti­ri­len as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lük dö­ne­mi. As­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lük bir amaç de­ğil, bir araç­tır. Bu araç han­gi amaç­lar için kul­la­nı­la­cak­tır? Dev­rim ve de­mok­ra­si güç­le­ri bu so­ru­ya doğ­ru ce­vap bul­ma­lı­dır­lar; mü­ca­de­le gö­rev­le­ri­ni ve tak­tik­le­ri­ni doğ­ru he­sap­la­ya­bil­mek için bu so­ru­nun ce­va­bı doğ­ru bir bi­çim­de ve­ril­me­li­dir. Es­ki iş­bir­lik­çi­ler de ABD yan­lı­sı idi­ler. An­cak komp­ra­dor-as­ker-bü­rok­rat­la­rın yan­lı­lı­ğı, yan­lı­lık­tan öte, biz­zat ABD’nin çı­kar­la­rı­nın tem­sil­ci­le­ri, ABD’nin me­mur­la­rı bi­çi­min­de ele alın­ma­lı­dır­lar.

Dev­le­ti mey­da­na ge­ti­ren iki te­mel un­sur, sü­rek­li or­du ve bü­rok­ra­si­dir. Dev­let bir ta­raf ol­du­ğu­na gö­re, onu mey­da­na ge­ti­ren un­sur­la­rın ta­raf­sız­lı­ğın­dan ve ba­ğım­sız­lı­ğın­dan söz edi­le­bi­lir mi? Kuş­ku­suz ha­yır!.. Ta­raf­sız or­du, ta­raf­sız bü­rok­ra­si ola­maz. Dev­let, bas­kı ve zul­mü­nü or­du, po­lis ve bü­rok­ra­si eliy­le, bun­la­ra bağ­lı or­gan­lar ve ku­rum­lar eliy­le uy­gu­lar. Bu ne­den­le­dir ki, dev­let ege­men­li­ği­ni elin­de bu­lun­du­ran­lar ara­sın­da­ki çe­liş­me­ler, si­ya­si ve top­lum­sal ala­na yan­sır­ken, dev­let ege­men­li­ği­ni ele ge­çir­me­nin kav­ga­sı da, giz­li ve açık ola­rak sü­rer. Ege­men sı­nıf­lar ara­sın­da­ki ya da dev­let ege­men­li­ği­ni elin­de bu­lun­du­ran sı­nı­fın ken­di için­de­ki çe­liş­me­ler, çe­şit­li klik­le­rin mü­ca­de­le­si bi­çi­min­de dı­şa yan­sır. Çe­liş­me­ler ba­rış­çı yol­lar­la çö­züm­le­ne­mez ise ta­raf­lar si­lah­lı ça­tış­ma için­de ol­mak üze­re her yo­lu kul­la­na­bi­lir­ler. Ta­raf­la­rın si­ya­si ça­lış­ma­la­rı, halk kit­le­le­ri­ni kan­dır­ma­nın ya­nı sı­ra esas ola­rak or­du ve bü­rok­ra­si için­de sü­rer. Klik­ler, bu iki te­mel un­su­ru saf­la­rın­da tut­mak için çır­pı­nır­lar. İş­te 12 Ey­lül dar­be­si, böy­le­si bir çe­liş­me­nin so­nu­cu ve ürü­nü­dür. Or­du ve bü­rok­ra­si­nin ki­lit nok­ta­la­rı, ki­lit adam­la­rı ara­cı­lı­ğıy­la açık­ça ABD em­per­ya­liz­mi­nin eli­ne geç­miş­tir. Dar­be son­ra­sı­nın Türk dev­le­ti, Türk ege­men­le­ri­nin dev­le­ti ol­mak­tan çok, Tür­ki­ye ile yo­ğun iliş­ki­ler için­de bu­lu­nan em­per­ya­list bur­ju­va­zi­nin dev­le­ti ha­li­ne dö­nüş­müş­tür. Bü­lent Ulu­su’nun, NATO ve ABD ile iliş­ki­le­rin ge­liş­ti­ri­le­ce­ği­ni açık­ça söy­le­me­si, Şah’ın dev­ril­me­sin­den son­ra kay­be­di­len İran ka­ra­ko­lu ye­ri­ne Tür­ki­ye ka­ra­ko­lu­nun ku­ru­la­ca­ğı­nı ifa­de et­mek­te­dir.

12 Mart muh­tı­ra­sı ile 12 Ey­lül dar­be­si, ay­nı öz­den yo­la çık­mış, amaç­la­rı ve do­ğuş ko­şul­la­rı bir­çok ko­nu­da ben­zer ve bir­bir­le­ri­ne bağ­lı iki kar­şı dev­rim ha­re­ke­ti­dir. 12 Mart, 12 Ey­lül’ün pro­va­sı­dır, de­ni­le­bi­lir. 12 Mart’ta eki­len to­hum­lar, uy­gun si­ya­si eko­no­mik or­ta­mı bu­lun­ca 12 Ey­lül bi­çi­min­de can bul­muş­tur. Her iki ha­re­ket de, baş­ta ABD ol­mak üze­re, em­per­ya­list çı­kar­la­rı bi­rin­ci pla­na al­mış­lar­dır; iş­bir­lik­çi­le­rin çı­kar­la­rı es­ki­ye oran­la da­ha da ge­ri­ye itil­miş­tir. Her iki ha­re­ket de iş­çi sı­nı­fı baş­ta ol­mak üze­re ge­niş emek­çi kit­le­le­rin da­ha yo­ğun bi­çim­de sö­mü­rül­me­si­ni, ka­za­nıl­mış hak­la­rın gas­pı­nın ve baş­ta ger­çek ko­mü­nist­ler ol­mak üze­re, küçük burjuva dev­rim­ci­ler de için­de ol­mak üze­re, yurt­se­ver, dev­rim­ci ve de­mok­rat iş­çi­le­ri, köy­lü­le­ri, ay­dın­la­rı, ile­ri­ci halk ön­der­le­ri­ni bas­kı ve zor al­tın­da tut­ma­yı he­def­le­miş­tir. Bö­lü­cü­lü­ğe kar­şı sa­vaş çığ­lık­la­rı al­tın­da Kürt ulu­su üze­rin­de­ki te­rör ve bas­kı, her iki ha­re­ket için de de­ğiş­mez bir gö­rev ol­muş­tur; si­ya­si prog­ram­la­rı­na, adı­na ne den­li kar­şı çı­kar gö­rü­nür­ler­se gö­rün­sün­ler, as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğü koy­muş­lar­dır. Çün­kü, si­vil fa­şist dik­ta­tör­lük, hal­kın mü­ca­de­le­si­ni dur­du­ra­ma­mış­tır; em­per­ya­list­ler­le iş­bir­lik­çi­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me­ler de de­rin­leş­mek­te­dir. Ge­rek Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’da, ge­rek­se Or­ta­do­ğu ve Bal­kan­lar’da, Rus sos­yal em­per­ya­list­le­ri ile ABD em­per­ya­list­le­ri ara­sın­da­ki he­ge­mon­ya kav­ga­sı kı­zış­mak­ta­dır. İran el­den çık­mış, Af­ga­nis­tan Sov­yet iş­ga­li­ne uğ­ra­mış­tır; as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lük zo­run­lu­dur ar­tık. 12 Mart’çı­lar bu işi ba­şa­ra­ma­mış­lar­dı. Bir yan­dan hal­kın mu­hal­fe­ti, bir yan­dan ege­men­ler ara­sın­da­ki sür­tüş­me­ler ve em­per­ya­list­ler ara­sı çe­liş­me­ler ve de­mok­rat dün­ya ka­mu­oyu­nun tep­ki­si, 12 Mart’çı­la­rın as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lük de­ne­me­si­ni ba­şa­rı­sız­lı­ğa uğ­rat­tı­lar. Yi­ne de, 61 Ana­ya­sa­sı’nda önem­li de­ği­şik­lik­ler ya­pa­rak, dev­le­tin fa­şist­leş­ti­ril­me­si doğ­rul­tu­sun­da önem­li adım­lar at­tı­lar.

Di­ye­bi­li­riz ki, 12 Mart’çı­la­rı ba­şa­rı­sız­lı­ğa uğ­ra­tan ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı ko­şul­lar, bi­çim­sel ba­zı fark­lı­lık­la­rın dı­şın­da 12 Ey­lül’cü­ler için de ge­çer­li­dir. 12 Ey­lül’ün Mas­ke­li Beş­ler’i de, 12 Mart’ın ge­ne­ral­le­ri gi­bi, kur­ma­ya ça­lış­tık­la­rı dü­ze­ni yı­ka­cak ko­şul­la­rı esas ola­rak ken­di­le­ri ya­ra­ta­cak­lar­dır. Da­ha şim­di­den, De­mi­rel’in eko­no­mi si­ya­se­ti­nin doğ­ru ol­du­ğu­nu, bu­nu uy­gu­la­ma­ya ko­ya­cak­la­rı­nı söy­le­mek­le ni­te­lik­le­ri­ni ser­gi­le­mek­te­dir­ler. Bu, De­mi­rel’in eko­no­mik prog­ra­mı de­ğil, İMF­’nin prog­ra­mı­dır. İMF prog­ra­mı iş­çi­le­rin, köy­lü­le­rin, ge­niş emek­çi kit­le­le­ri­nin da­ha yo­ğun sö­mü­rül­me­si­ni ön­gör­mek­te­dir. Ye­ni zam­lar, ye­ni de­va­lü­as­yon­lar ka­pı­da­dır. 12 Ey­lül’cü­le­rin dev­ral­dık­la­rı eko­no­mik, si­ya­sal ve top­lum­sal ko­şul­lar, Top­lum­sal-De­mok­ra­tik Halk Dev­ri­mi’ni zo­run­lu kı­lan çe­liş­me­le­re sa­hip­tir; dev­rim­ci-de­mok­rat­la­rın mü­ca­de­le gö­rev­le­ri­nin esas çiz­gi­si de­ğiş­me­miş­tir. 12 Ey­lül Cu­ma sa­ba­hın­dan bu ya­na, Mas­ke­li Beş­ler’in as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğü­nün yı­kı­mı­nı sağ­la­ya­cak bi­ri­kim­ler, es­ki­le­ri­nin üze­ri­ne ek­len­me­ye baş­la­mış­tır; en azın­dan si­ya­si bir dev­ri­min nes­nel ve öz­nel ko­şul­la­rı do­kun­mak­ta­dır.

Ey­lül’cü­le­rin gö­rü­nür­de­ki ba­şı Ev­ren, as­ke­ri fa­şist dar­be­nin amaç­la­rı­nı şöy­le sı­ra­lı­yor:

“1. Mil­li bir­li­ği ko­ru­mak,
“2. Anar­şi ve te­rö­rü ön­le­ye­rek, can ve mal gü­ven­li­ği­ni te­sis etmek,
“3. Dev­let oto­ri­te­si­ni ha­kim kıl­mak ve ko­ru­mak,
“4. Sos­yal ba­rı­şı, mil­li an­la­yış ve be­ra­ber­li­ği sağ­la­mak,
“5. Sos­yal ada­le­ti, fer­di hak ve hür­ri­ye­te ve in­san hak­la­rı­na da­ya­lı la­ik ve cum­hu­ri­yet re­ji­mi­ni iş­ler­li kıl­mak,
6. Ve ni­ha­yet ma­kul bir sü­re­de ya­sal dü­zen­le­me­le­ri ta­mam­la­dık­tan son­ra si­vil ida­re­yi ye­ni­den te­sis et­mek­tir.
“Bu amaç­la­ra ulaş­mak için bi­ze yol gös­te­re­cek olan ışık, her za­man ol­du­ğu gi­bi Ata­türk­çü­lük ve il­ke­le­ri­dir.”

Açık­ça gö­rü­le­ce­ği gi­bi, amaç­la­rı için­de “ba­ğım­sız­lık”, “de­mok­ra­si”, “öz­gür­lük” söz­le­ri, içi bo­şal­tıl­mış kav­ram­lar ha­lin­de bi­le yok­tur. On­la­ra gö­re “öz­gür­lük ve­ya ba­ğım­sız­lık” is­te­ği anar­şi­nin kay­nak­la­rın­dan bi­ri­dir. Öz­gür­lük ve ba­ğım­sız­lık dü­şün­ce­le­ri­ne kar­şı duy­duk­la­rı kin ve nef­ret göz­le­ri­ni o den­li ka­rart­mış­tır ki, düş­man­lık­la­rı­nı giz­le­me­ye bi­le ge­rek duy­mu­yor­lar. “Öz­gür­lük ve­ya ba­ğım­sız­lık adı al­tın­da anar­şi­nin ne okul­lar­da ne üni­ver­si­te­ler­de ne de sen­di­ka­lar­da ser­pi­lip boy at­ma­sı­na im­kan ve­ril­me­ye­cek­tir” di­ye­bil­mek­te­dir­ler. On­lar, öz­gür­lük­le­rin, ba­ğım­sız­lı­ğın ve de­mok­ra­si­nin ye­min­li düş­man­la­rı­dır­lar.

Ev­ren’in si­ya­si-ide­olo­jik ya­pı­sı iyi kav­ra­nıl­ma­lı­dır. O’nun ka­fa­sın­da “de­mok­ra­si” di­ye bir kav­ram hiç oluş­ma­mış­tır. Di­yor ki: “Tür­ki­ye’de otuz yı­lı aş­kın bir sü­re­dir de­mok­ra­si re­ji­mi var­dır.”

Ya­ni 1946’dan bu ya­na. Ev­ren’in bur­ju­va de­mok­ra­si­si­nin içe­rik ve an­la­mı­nı bil­me­di­ği­ni, bu an­lam­da Tür­ki­ye’de bur­ju­va de­mok­ra­si­si­nin hiç var ol­ma­dı­ğı ger­çe­ği­ni bir kı­yı­ya bı­rak­sak bi­le, Ev­ren açık­ça ka­bul edi­yor ki, Tür­ki­ye’de 1946’dan ön­ce de­mok­ra­si yok­tu. Ya­ni, Ke­ma­lizm ile de­mok­ra­si­nin bağ­daş­ma­dı­ğı­nı iti­raf et­miş olu­yor. 1946’ya ka­dar olan dö­nem Ke­ma­list dik­ta­tör­lü­ğün en ko­yu, en bas­kı­cı, en zor­ba ol­du­ğu dö­nem­dir. De­ğil iş­çi­le­rin, köy­lü­le­rin, eko­no­mik, si­ya­si ve de­mok­ra­tik hak­la­rı, bur­ju­va­zi­nin mu­ha­le­fet­te­ki ka­na­dı­na bi­le hiç­bir hak ta­nı­mı­yor­du. Bur­ju­va mu­ha­le­fet de ay­nı des­po­tiz­min bas­kı­sı al­tın­day­dı. Ke­ma­list dik­ta­tör­lük çe­şit­li mil­li­yet­ler­den iş­çi­le­re, köy­lü­le­re kan kus­tur­muş­tur. En kü­çük de­mok­ra­tik kı­pır­tı­yı sün­gü ile bas­tır­mış­tır. Ay­dın­la­rın ağız­la­rı­na ki­lit vur­muş­tur. Kürt ulu­su üze­rin­de kit­le kat­li­am­la­rı ger­çek­leş­tir­miş­tir. Her fır­sat­ta Ata­türk­çü­lük ve il­ke­le­rin­den söz eden Ev­ren, böy­le­si bir dö­ne­mi ye­ni ko­şul­lar­da yi­ne­le­me­yi dü­şü­nü­yor. O’nun Ata­türk­çü­lük­ten an­la­dı­ğı, bas­kı ve te­rör­dür. En kü­çük hak ve öz­gür­lük­le­rin bi­le ta­nın­ma­ma­sı­dır. Grev­le­rin, söz ve dü­şün­ce öz­gür­lük­le­ri­nin ol­ma­dı­ğı bir or­tam; tek par­ti ege­men­li­ği; si­lah­la­rın göl­ge­sin­de bir dü­zen; ge­niş yet­ki­ler­le do­na­tıl­mış dev­let baş­kan­lı­ğı ku­ru­mu… ya­ni tek şef­lik sis­te­mi!

Ev­ren’in de­mok­ra­si an­la­yı­şı­na ba­kı­lır­sa ne­ler yap­mak is­te­di­ği da­ha açık an­la­şı­lır: O’na gö­re, “de­mok­ra­si fa­zi­let­ler re­ji­mi­dir.” “De­mok­ra­si fert­ten fer­de fa­zi­let­li in­san­la­rın var­lı­ğı ile ya­şar.” “De­mok­ra­si­nin bü­tün öz­gür­lük­le­ri ona ina­nan­lar için­dir. De­mok­ra­si re­ji­mi­ni yık­mak, ye­ri­ne baş­ka bir re­jim kur­mak is­te­yen­ler, he­le de­mok­ra­si­nin hak ve hür­ri­yet­le­ri­ni kul­la­na­rak emel­le­ri­ne ulaş­mak is­ter­ler­se, de­mok­ra­si­ye inan­mış mil­yon­lar­ca fa­zi­let­li in­sa­nın hak ve hür­ri­yet­le­ri na­sıl ko­ru­na­cak­tır.”

Pe­ki, de­mok­ra­si­ye can ve­ren de­mok­ra­tik ku­ru­luş ve or­gan­lar ol­ma­dan, her sı­nıf ve ta­ba­ka­nın eko­no­mik, de­mok­ra­tik ve si­ya­si hak­la­rı ta­nın­ma­dan, en te­mel in­san hak ve öz­gür­lük­le­ri kul­la­nıl­ma­dan bur­ju­va de­mok­ra­si­sin­den na­sıl söz edi­le­bi­lir? Ev­ren’in ka­fa­sın­da­ki “de­mok­ra­si”, de­mok­ra­si­nin hiç­bir un­su­ru­nu ta­şı­ma­yan bir de­mok­ra­si­dir, ya­ni an­ti de­mok­ra­si­dir.

Bur­ju­va de­mok­ra­si­si, esas ola­rak mo­dern kö­le sa­hip­le­ri­nin de­mok­ra­si­si ise de yi­ne de bur­ju­va top­lu­mu­nun içer­di­ği bü­tün sı­nıf ve ta­ba­ka­la­ra, eko­no­mik, de­mok­ra­tik, kül­tü­rel, si­ya­sal vb. her alan­da, sı­nıf çı­kar­la­rı­na uy­gun ör­güt­len­me­ler yap­ma hak­kı ta­nır. Çün­kü bur­ju­va de­mok­ra­si­si, bur­ju­va top­lu­mu­nu va­re­den zıt­la­rın de­mok­ra­si­si­dir. Ya­ni zıt­lar, güç­le­ri ve mü­ca­de­le­le­ri ora­nın­da de­mok­ra­tik hak ve öz­gür­lük­ler­den ya­rar­la­na­bi­lir­ler. ABD, İn­gil­te­re, Fran­sa, Ba­tı Al­man­ya, İtal­ya vb. ül­ke­ler­de bur­ju­va de­mok­ra­si­si iş­ler. Bu ül­ke­ler­de bur­ju­va de­mok­ra­si­si­ni sa­vu­nan­lar bu ül­ke­le­rin iş­çi­le­ri, emek­çi­le­ri, küçük burjuva­la­rı ve ay­dın­la­rı­dır. Çün­kü bur­ju­va de­mok­ra­si­si sos­ya­liz­me geç­me­nin bir ara­cı ola­rak kul­la­nıl­mak­ta­dır. Elin­den gel­se bur­ju­va­zi de­mok­ra­tik hak ve öz­gür­lük­le­ri ta­nı­maz; ama bur­ju­va de­mok­ra­si­si ba­ğış de­ğil, kan ve ateş için­den ge­çi­le­rek ka­za­nıl­mış bir hak­tır. İş­te Ev­ren’in an­la­ma­dı­ğı bu­dur. Bu yak­la­şım­la Ev­ren’in ne­ler ge­ti­re­ce­ği ya­ban­cı­mız de­ğil­dir.

“Mil­li bir­li­ği ko­ru­mak” di­yor Ev­ren.
Ne ­de­mek is­ti­yor? Ulus, ezen ve ezi­len sı­nıf­la­rı da için­de ta­şı­yan top­lum­sal bir ka­te­go­ri­dir. Bur­ju­va­zi­yi de, pro­le­tar­ya­yı da bağ­rın­da ta­şır. Top­rak ağa­sı ve köy­lü­lük ve küçük burjuva­zi ulu­sun için­de­dir. Bu an­lam­da Ev­ren di­yor ki, biz sı­nıf­sız bir top­lu­muz. Bur­ju­va­zi pro­le­tar­ya di­ye bir şey yok­tur. Ezen ve ezi­len yok­tur. Sı­nıf mü­ca­de­le­si di­ye bir şey ta­nı­mı­yo­rum.

Sı­nıf mü­ca­de­le­si ve onun te­me­li olan sı­nıf­la­rın var­lı­ğı Ev­ren’in ira­de­si­ne bağ­lı de­ğil­dir. O bir ta­raf ola­rak iş­çi­le­rin, köy­lü­le­rin, küçük burjuva­zi­nin ve ge­niş emek­çi kit­le­le­rin dev­rim­ci sı­nıf mü­ca­de­le­si­ne kar­şı çı­ka­cak­tır. O, sö­mü­rü­len sı­nıf­la­rın sö­mü­ren sı­nıf­la­ra kar­şı di­re­ni­şi­ni eze­rek, ezen­le ezi­len ara­sın­da­ki bir­li­ği sağ­la­mak is­ti­yor. Ya­ni ezi­len sı­nıf­la­rın tes­li­mi­ye­ti­ni is­ti­yor. O, ezi­len Kürt ulu­su­nun ulu­sal var­lı­ğı­nı in­kâr ede­rek em­per­ya­liz­min ve uşak­la­rı­nın çı­kar­la­rı­nı ege­men kıl­mak is­ti­yor. O’nun de­di­ği “mil­li bir­lik”, ezen sı­nıf­lar­la ezi­len sı­nıf­la­rın, ezen ulus­la ezi­len ulu­sun, ezen sı­nıf ve ezen ulus çı­ka­rı­na bir­li­ği­dir. Ev­ren’in gü­cü, ne sı­nıf mü­ca­de­le­si­ni dur­dur­ma­ya ye­te­cek­tir, ne de Kürt ulu­su­nun ulu­sal uya­nı­şı­nı ve ba­ğım­sız­lık sa­va­şı­nı. O’nun gö­re­vi şu­dur: Em­per­ya­list kö­le­li­ğe baş­kal­dı­ran, “öz­gür­lük… ba­ğım­sız­lık…” di­yen ger­çek ulu­sal güç­le­ri si­lah zo­ruy­la ez­mek; Kürt hal­kı üze­rin­de bas­kı­la­rı artır­mak; sı­nıf uz­laş­ma­cı­lı­ğı­na kar­şı çı­kan­la­rı ce­za­lan­dır­mak, ce­za­ev­le­ri­ne dol­dur­mak ya da te­miz­le­ye­rek ayık­la­mak, dev­rim­ci ön­der­le­ri ez­mek, dev­rim­ci ör­güt­len­me­le­ri yok et­mek. “Sos­yal ba­rı­şı mil­li an­la­yış ve be­ra­ber­li­ği sağ­la­mak” der­ken de an­lat­mak is­te­di­ği bu­dur.

Mil­li ol­ma­nın bi­rin­ci ko­şu­lu an­ti em­per­ya­list ol­mak­tır. Ül­ke­nin ba­ğım­sız­lı­ğı­nı sa­vun­ma­dan mil­li olu­na­maz. Hem ABD em­per­ya­liz­mi­nin uşak­lı­ğı­nı ya­pa­cak­sın, hem de “mil­li” ol­mak­tan söz ede­cek­sin. Hem ba­ğım­sız­lı­ğın, öz­gür­lü­ğün, de­mok­ra­si­nin azı­lı düş­ma­nı ola­cak­sın hem de “mil­li bir­lik”ten söz ede­cek­sin. Bu, “mil­li bir­lik” çağ­rı­sı de­ğil, “mil­li bir­lik düş­man­la­rı­na tes­lim ol­ma” çağ­rı­sı­dır. Bu çağ­rı­ya uy­ma­yan­la­rı eze­cek­tir Ev­ren; bu­nun için de dev­let oto­ri­te­si­ni “ha­kim kıl­mak” ge­rek­li­dir. O’nun dev­let oto­ri­te­si­ni ha­kim kıl­mak der­ken an­lat­mak is­te­di­ği, hal­kın mü­ca­de­le­si ve ege­men­le­rin ken­di ara­la­rın­da­ki çe­liş­me­ler ne­de­niy­le sar­sıl­mış bu­lu­nan bas­kı or­gan­la­rı­nı ye­ni­den ör­güt­le­mek­tir. Ye­ni bir ana­ya­sa­yı ha­zır­la­ya­rak, ye­ni ya­sa­lar çı­kar­ta­rak, ye­ni bas­kı ku­rum­la­rı oluş­tu­ra­rak, hal­kı bas­kı ve te­rör al­tın­da tut­mak is­ti­yor Ev­ren. An­cak, ta­sar­la­dık­la­rı­nı ger­çek­leş­tir­me ola­na­ğı­nı hiç­bir za­man bu­la­ma­ya­cak­tır Ev­ren.

As­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün ger­çek amaç­la­rı­nı şöy­le for­mü­le ede­bi­li­riz:

1. Baş­ta ABD ol­mak üze­re, em­per­ya­list­le­rin eko­no­mik, as­ke­ri ve si­ya­si çı­kar­la­rı­nı ko­ru­mak, sa­vun­mak ve ge­liş­tir­mek. Or­ta­do­ğu ve Bal­kan­lar’da bir ABD ön ka­ra­ko­lu ola­rak, dev­le­ti, bü­tün or­gan ve ku­rum­la­rıy­la ye­ni­den ör­güt­le­mek.

2. Tür­ki­ye-Kür­dis­tan’ın ye­ral­tı ve ye­rüs­tü zen­gin­lik­le­ri­nin, do­ğal kay­nak­la­rı­nın em­per­ya­list­ler ta­ra­fın­dan sö­mü­rül­me­si­nin önün­de va­ro­lan her tür­lü en­ge­li, en­gel­le­rin ni­te­lik­le­ri­ne gö­re, çe­şit­li yön­tem­ler­le kal­dır­mak. Es­ki iş­bir­lik­çi­ler­le em­per­ya­list efen­di­le­ri ara­sın­da­ki çı­kar iliş­ki­le­ri­ni ko­or­di­ne et­mek ve ye­ni­den dü­zen­le­mek.

3. Mu­ha­le­fet yü­rü­te­bi­le­cek bur­ju­va ke­sim­ler de için­de ol­mak üze­re, as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğe kar­şı yü­rü­tü­le­cek her tür­den top­lum­sal-si­ya­sal mu­hal­efe­ti de­ği­şen oran­lar­da ez­mek ve bas­kı al­tın­da tut­mak. Bu­nun için ge­rek­li “ya­sal” ön­lem­le­ri al­mak. Or­du ve bü­rok­ra­si ka­de­me­le­rin­de bu­lu­nan “sa­kın­ca­lı” un­sur­la­rı ayık­la­mak.

4. Baş­ta 61 Ana­ya­sa­sı ve bu Ana­ya­sa’dan can alan hak­lar ol­mak üze­re, iş­çi­le­rin, köy­lü­le­rin ve şe­hir küçük burjuva­zi­si­nin ka­za­nıl­mış eko­no­mik-de­mok­ra­tik hak­la­rı­nı çe­şit­li ba­ha­ne­ler uy­du­ra­rak gas­pet­mek; in­san hak ve öz­gür­lük­le­ri­ni son de­re­ce kı­sıt­la­mak. Ana­ya­sa’yı, par­ti­ler ve se­çim ya­sa­la­rı­nı ye­ni­den dü­zen­le­ye­rek pa­re­men­to ço­ğun­lu­ğu­na da­ya­lı si­vil fa­şist dik­ta­tör­lük için ge­rek­li ön­lem­le­ri al­mak.

5. Kürt ulu­su ve ezi­len halk­lar üze­rin­de za­ten va­ro­lan bas­kı­la­rı yo­ğun­laş­tır­mak ve ulu­sal kur­tu­luş is­tek­le­ri­ni en kan­lı bir bi­çim­de ez­mek; asi­mi­las­yo­nu hız­lan­dır­mak.

6. Top­lum­sal ve kül­tü­rel ha­ya­tı, fa­şist ide­olo­ji ve si­ya­set te­me­lin­de ye­ni­den dü­zen­le­mek, eği­tim ku­rum­la­rı­nı bu­na gö­re ye­ni­den ör­güt­le­mek; “sa­kın­ca­lı”, “teh­li­ke­li” un­sur­la­rı ayık­la­mak.
7. Dev­let ola­nak­la­rı­nı kul­la­na­rak, “ta­raf­sız­lık” mas­ke­si al­tın­da, as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğe kit­le ta­ba­nı oluş­tur­mak; ve ta­ba­nı ala­bil­di­ğin­ce eği­te­rek ve ko­şul­lan­dı­ra­rak, ge­le­cek­te dü­şü­nü­len si­vil fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün esas kit­le­sel da­ya­na­ğı ha­li­ne ge­tir­mek. Si­ya­si bi­linç dü­ze­yi ge­ri, sı­nı­fı­nın bi­lin­ci­ne var­ma­mış mil­yon­la­ra, bur­ju­va par­ti­le­ri­nin kı­sır çe­kiş­me­le­rin­den yıl­mış, yo­rul­muş, gü­ven­le­ri­ni kay­bet­miş mil­yon­la­ra, ilk ba­kış­ta hoş gö­rü­ne­cek eko­no­mik, si­ya­si ön­lem­ler alır­ken, di­ğer yan­da dev­rim­ci-de­mok­ra­tik ha­re­ke­ti ve ha­re­ket için­de yer alan ör­güt­len­me­le­ri eze­bi­le­cek, açı­ğa çı­kar­ta­bi­le­cek, et­ki­siz kı­la­bi­le­cek ye­ni bas­kı or­gan ve ku­rum­la­rı­nı oluş­tur­mak; hem al­dat­ma yön­tem­le­ri­ni hem de şid­det oto­ri­te­si­ni tam an­la­mıy­la ege­men kıl­mak.

8. Baş­ta Mas­ke­li Beş­ler ol­mak üze­re, komp­ra­dor-as­ker-bü­rok­rat bur­ju­va­zi­nin si­ya­si-eko­no­mik ge­le­cek­le­ri­ni ga­ran­ti al­tı­na al­mak, on­la­rın si­vil fa­şist dik­ta­tör­lük ha­lin­de bi­le gö­rev­le­ri­ni sür­dür­me­le­ri­nin “ya­sal” dü­zen­le­me­le­ri­ni yap­mak.

9. Ve “ni­ha­yet” em­per­ya­liz­min, iş­bir­lik­çi ka­pi­ta­liz­min çı­kar­la­rı­nı gü­ven­ce al­tı­na alan dü­zen­le­me­le­ri yap­tık­tan son­ra, dev­rim ve de­mok­ra­si güç­le­ri­ni ve ay­rı­ca Sov­yet yan­lı­sı re­viz­yo­nist ve sos­yal fa­şist güç­le­ri, uzun bir sü­re to­par­la­na­may­acak bi­çim­de ez­dik­ten ve et­ki­siz kıl­dık­tan, kit­le­le­ri ol­du­ğun­ca ön­der­siz ve ör­güt­süz bı­rak­tık­tan son­ra, “ma­kul” bir bi­çim­de as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğü, si­vil fa­şist dik­ta­tör­lük­le de­ğiş­tir­mek. İş­te Mas­ke­li Beş­ler’in gö­re­vi bu­dur.

As­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lük, an­ti fa­şist güç­le­re kar­şı, ara­la­rın­da va­ro­lan önem­li gö­rüş ay­rı­lık­la­rı­na bak­mak­sı­zın, bas­kı ve te­rör uy­gu­la­ya­cak­tır. Mü­ca­de­le bi­çim­le­rin­de­ki fark­lı­lık­lar ne olur­sa ol­sun, as­ke­ri dik­ta­tör­lü­ğü ka­çı­nıl­maz bir bi­çim­de gün­de­me ge­ti­ren si­ya­sal-top­lum­sal güç­ler, amaç­la­rı­na ide­olo­jik içe­rik­le­ri­ne ve mü­ca­de­le bi­çim­le­ri­ne gö­re de­ği­şen oran­lar­da as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün düş­man­la­rı sa­yı­la­cak­tır. Bu ne­den­le, as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün yal­nız­ca dev­rim­ci­le­ri, özel­lik­le de “pro­le­ter dev­rim­ci­ler”i he­def ala­ca­ğı­nı söy­le­mek yan­lış olur. Yan­lış­lı­ğın öte­sin­de “ku­run­tu” olur. Ka­bul et­mek ge­re­kir ki, De­mi­rel-Tür­keş fa­şist dik­ta­tör­lü­ğü, yal­nız­ca dev­rim­ci­le­rin, de­mok­ra­tik halk güç­le­ri­nin si­ya­si, eko­no­mik, top­lum­sal mü­ca­de­le­si ve mu­ha­le­fe­ti ile de­ğil, re­viz­yo­nist­le­rin, sos­yal fa­şist­le­rin, Çin yan­lı­sı “üç dün­ya”cı kar­şı dev­rim­ci­le­rin, CHP’nin, MSP’nin, ve hat­ta hal­kın ken­di­li­ğin­den yük­se­len mü­ca­de­le­si­nin de kat­kı­la­rıy­la ye­ri­ni (esas­ta De­mi­rel-Tür­keş fa­şist dik­ta­tör­lü­ğü­nün bir bi­çi­mi olan) as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğe bı­rak­mış­tır. De­mi­rel-Tür­keş dik­ta­tör­lü­ğü­nü “pro­le­ter dev­rim­ci­ler” yık­tı ya da yı­kı­lı­şa “önd­er­lik” et­ti de­mek si­ya­si sah­te­kâr­lık olur. Önem­le be­lir­til­me­li­dir ki, or­ta yol­cu ma­ce­ra­cı akım­la­rın bu de­ği­şik­lik­te pay­la­rı ol­duk­ça bü­yük­tür. Biz, küçük burjuva ma­ce­ra­cı akım­la­rın fa­şist dik­ta­tör­lü­ğe kar­şı mü­ca­de­le­si­ni, ni­yet­le­ri­nin ta­ri­hi doğ­ru­lu­ğu açı­sın­dan, ya­ni em­per­ya­liz­me ve ABD’ci fa­şist dik­ta­tör­lü­ğe kar­şı ol­ma­la­rı açı­sın­dan, de­mok­ra­tik dev­rim için sa­va­şı­yor ol­ma­la­rı açı­sın­dan des­tek­ler­ken, si­ya­setl­e­ri­nin ma­ce­ra­cı ni­te­li­ği­ne, ey­lem­le­ri­nin so­nuç­la­rı açı­sın­dan hal­ka ve dev­ri­me ver­di­ği sa­yı­sız za­rar­la­ra kar­şı çı­kı­yo­ruz. İş­çi sı­nı­fı­nın dev­rim­ci ön­der­li­ği­ni red­de­den, onun ye­ri­ne küçük burjuva­zi­nin ön­der­li­ği­ni ko­yan, nes­nel ko­şul­la­ra uy­gun öz­nel ko­şul­la­rın ya­ra­tıl­ma­sı­nı red­de­den, kit­le­le­rin için­de bu­lun­duk­la­rı ruh ha­li­ni he­sap et­me­yen si­ya­si ha­re­ket­ler ken­di­le­ri­ne ne den­li “Mark­sist-Le­ni­nist” adı­nı uy­gun gö­rür­ler­se gör­sün­ler, Mark­sizm-Le­ni­niz­me ters düş­mek­ten ve dev­rim za­rar­lı­sı ol­mak­tan ken­di­le­ri­ni kur­ta­ra­maz­lar. Bu ha­re­ket­ler, kit­le­le­rin bi­lim­sel sos­ya­lizm ko­nu­sun­da­ki bil­gi­siz­lik­le­rin­den, si­ya­si ge­ri­lik­le­rin­den, iyi ni­yet­le dev­rim ar­zu­la­yan coş­ku­lu yan­la­rın­dan ne den­li ya­rar­la­nır­lar­sa, çev­re­le­ri­ne ne den­li fe­da­kâr yi­ğit in­san­la­rı top­la­ya­bi­lir­ler­se, dev­ri­me o den­li za­rar­lı ola­cak­lar­dır. Çün­kü çev­re­le­ri­ne to­par­la­dık­la­rı in­san­la­rı Mark­sizm-Le­ni­nizm­in bi­li­miy­le do­na­ta­ma­ya­cak­lar, üs­te­lik küçük burjuva ide­olo­ji ve si­ya­se­tin has­ta­lık­la­rıy­la sa­kat­la­ya­cak­lar­dır.

De­ne­bi­lir ki, De­mi­rel-Tür­keş fa­şist dik­ta­tör­lü­ğü, de­ği­şik ve hat­ta bir­bir­le­ri­ne zıt si­ya­si, top­lum­sal ve ide­olo­jik nok­ta­lar­dan ha­re­ket eden ve de­ği­şik amaç­la­ra sa­hip si­ya­sal güç­le­rin yık­ma­yı ya da de­ğiş­tir­me­yi ta­sar­la­dık­la­rı bir he­def­ti. An­cak bu dik­ta­tör­lü­ğün yı­kıl­ma­sı ha­lin­de ye­ri­ne na­sıl bir top­lum­sal-si­ya­sal dü­zen ko­nu­la­cak­tır; na­sıl ko­ru­na­cak­tır; bu mü­ca­de­le­de pro­le­tar­ya­nın, emek­çi köy­lü­lüğün yer­le­ri ne ola­cak­tır; dün­ya ge­ri­ci­li­ği­ne kar­şı na­sıl bir ta­vır alı­na­cak­tır so­ru­la­rın­da bir­bir­le­riy­le çe­li­şen ve hat­ta uz­laş­ma­la­rı müm­kün ol­ma­yan gö­rüş­ler var­dı. Amaç­la­rı­nın özü ba­kı­mın­dan bir­bir­le­riy­le uz­laş­maz çe­liş­me­ler ta­şı­yan si­ya­sal-top­lum­sal güç­le­rin ay­nı he­de­fe nam­lu­la­rı­nı çe­vir­miş ol­ma­la­rı ya­dır­ga­nma­ma­lı­dır. Fark­lı si­ya­si, top­lum­sal, ide­olo­jik amaç­lar ta­şı­yor ol­ma­la­rı­na kar­şın, de­ği­şik içe­rik­le­re sa­hip si­ya­si ha­re­ket­le­rin mü­ca­de­le he­def­le­ri­nin ça­kış­tı­ğı ta­ri­hi dö­nem­ler ola­bi­lir. An­cak he­de­fin ay­nı ol­ma­sı, bu he­de­fe kar­şı sa­va­şan­la­rın ey­lem bir­li­ği yap­ma­sı için ye­ter­li bir ne­den de­ğil­dir. Ör­ne­ğin as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğe kar­şı sa­vaş­mak zo­run­da olan Sov­yet yan­lı­la­rı ile bi­zim ey­lem bir­li­ği­miz dü­şü­nü­le­me­ye­ce­ği gi­bi, on­la­ra kar­şı mü­ca­de­le­mi­zi çok yön­lü şid­det­len­dir­mek özel bir gö­rev ola­cak­tır. Çün­kü bi­zim ama­cı­mız önü­müz­de­ki aşa­ma­da ger­çek­ten ba­ğım­sız, de­mok­ra­tik ve ya­rı-sos­ya­list ka­rek­ter­li bir top­lum kur­mak­tır. Biz bu­na top­lum­sal-de­mok­ra­tik dü­zen di­yo­ruz. Oy­sa Sov­yet yan­lı­sı re­viz­yo­nist­le­rin ama­cı, ül­ke­yi Sov­yet he­ge­mon­ya­sı al­tı­na sok­mak­tır; on­la­rın top­lum­sal dev­rim di­ye bir amaç­la­rı yok­tur.

Çe­şit­li grup­lar­la ara­mız­da va­ro­lan si­ya­si-ide­olo­jik kav­ra­yış fark­lı­lık­la­rı­na, dev­rim an­la­yış­la­rı­mız­da va­ro­lan fark­lı­lık­la­ra kar­şın, na­sıl ki De­mi­rel-Tür­keş fa­şist dik­ta­tör­lü­ğü­ne kar­şı fark­lı ko­num­lar­da, fark­lı nok­ta­lar­dan, fark­lı mü­ca­de­le bi­çim­le­ri ile sa­vaş­tıy­sak, as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğe kar­şı da öy­le sa­va­şa­ca­ğız. An­cak dev­rim ve de­mok­ra­si güç­le­ri ara­sın­da­ki bir­lik ek­sik­li­ği­nin, da­ya­nış­ma ek­sik­li­ği­nin kim­le­rin işi­ne ya­ra­dı­ğı acı de­ney­ler­le gö­rül­müş­tür. Grup­çu­lu­ğun ya­rat­tı­ğı yı­kın­tı­lar, gü­ven­siz­lik­ler ona­rıl­ma­lı­dır. Bu ko­nu­ya dev­rim­ci bir bi­çim­de yak­la­şı­lma­lı­dır. Grup­çu­lu­ğa kar­şı mü­ca­de­le, kar­şı dev­ri­me kar­şı mü­ca­de­le­nin en önem­li bir par­ça­sı­dır. Grup­çu­lu­ğu yen­me­den, et­ki­si­ni en aza in­dir­ge­me­den kar­şı dev­ri­mi yen­me­miz zor ola­cak­tır… İkin­ci ola­rak; ken­di ya­pı­mı­zı göz­den ge­çir­me­li­yiz.

Ha­re­ke­ti­miz he­nüz ko­mü­nist bir ha­re­ket, Mark­sist-Le­ni­nist çiz­gi­yi bü­tün içe­ri­ği ve özü ile ha­ya­ta ge­çi­ren pro­le­ter dev­rim­ci ni­te­li­ğe sa­hip bir ha­re­ket de­ğil­dir. Mark­sizm-Le­ni­niz­mi ken­di­mi­ze kı­la­vuz edin­di­ği­mi­zi söy­le­mek ha­re­ke­ti­mi­zin ko­mü­nist ol­du­ğu an­la­mı­na gel­mez. Hü­re­ke­ti­miz için­de tek tek ko­mü­nist­le­rin bu­lun­ma­sı da “ko­mü­nist” adı­nı kul­lan­ma­mız için ye­ter­li bir ne­den de­ğil­dir. Açık yü­rek­li­lik­le ka­bul edil­me­li­dir ki, ne den­li iyi ni­yet­li olur­sak ola­lım, ide­olo­jik ve si­ya­si tes­bit­le­ri­mi­zin doğ­ru­lu­ğu ne den­li ha­yat ta­ra­fın­dan onay­la­nı­yor olur­sa ol­sun, ha­re­ke­ti­miz he­nüz ör­güt­sel ya­pı­sı ge­re­ği “dev­rim­ci-de­mok­rat” adı­na la­yık ola­bi­le­cek pra­tik ça­lış­ma­lar bi­le gös­te­re­me­miş­tir. Bu ya­pı de­ğiş­me­di­ği sü­re­ce dev­rim gö­rev­le­ri­mi­zi ye­ri­ne ge­ti­re­bil­me­miz müm­kün ola­ma­ya­cak­tır.

Dev­rim­ci bir ör­güt­len­me doğ­rul­tu­sun­da ge­li­şe­bil­me­mi­zin bi­rin­ci ko­şu­lu, saf­la­rı­mı­zı, sağ ol­sun, “sol” ol­sun opor­tü­nist­ler­den, ka­rar­sız­lar­dan, ka­ri­ye­rist ve sek­ter un­sur­lar­dan arın­dır­mak ol­ma­lı­dır. Ha­re­ke­ti­mi­zin ge­li­şe­bil­me­si, onun ge­liş­me­si­ne ayak ba­ğı olan un­sur­lar­dan kur­tul­ma­sıy­la müm­kün ola­cak­tır. İçin­de sağ ya da “sol” opor­tü­nist un­sur­la­rı ba­rın­dı­ran, on­la­rı dış­ta­la­ma­yan bir ha­re­ket, saf­la­rı­nı opor­tü­nist­le­re ka­pa­lı tu­ta­maz. Opor­tü­nizm­le ge­rek ken­di iç­le­rin­de, ge­rek­se ken­di dış­la­rın­da ba­rış için­de bir ara­da ya­şa­yan­lar dev­rim ya­pa­ma­ya­cak­la­rı gi­bi, dev­ri­min en­ge­li ol­mak­tan da ken­di­le­ri­ni kur­ta­ra­maz. As­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğe kar­şı mü­ca­de­le, bir yö­nüy­le em­per­ya­liz­me, iş­bir­lik­çi ka­pi­ta­liz­me, fe­odal ka­lın­tı­la­ra ve komp­ra­dor-as­ke­ri-bü­rok­rat bur­ju­va­zi­ye kar­şı ha­ya­tın her ala­nı­nı kap­sa­yan bir mü­ca­de­le iken; bir yö­nüy­le de ken­di içi­miz­de, re­viz­yo­niz­me, re­for­miz­me, opor­tü­niz­me ve her tür­den bur­ju­va an­la­yış­la­ra kar­şı mü­ca­de­le ol­ma­lı­dır. Si­ya­sal ve top­lum­sal olay­la­rı doğ­ru de­ğer­len­dir­mek ye­ter­li de­ğil­dir. Önem­li olan te­orik doğ­ru­la­rı doğ­ru bir bi­çim­de pra­ti­ğe ak­ta­ra­bil­mek­tir. Dev­rim, dev­rim­ci te­ori ve dev­rim­ci pra­ti­ğin bir­li­ği ile müm­kün­dür. Bu­nun bi­lin­cin­de ol­ma­yan kad­ro­lar dev­ri­me za­rar ve­re­cek­tir. Bu ne­den­le, kar­şı dev­rim kar­şı­sın­da bi­zi za­yıf dü­şü­ren her şe­ye kar­şı da acı­ma­sız ol­mak zo­run­da­yız.

Sonuç Olarak

As­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğe kar­şı mü­ca­de­le gö­rev­le­ri­mi­zi şöy­le for­mü­le ede­bi­li­riz:

1. Baş­ta ABD ol­mak üze­re, em­per­ya­list­le­rin eko­no­mik, as­ke­ri ve si­ya­si çı­kar­la­rı­na kar­şı sa­vaş­mak. On­la­rın em­per­ya­list ta­bi­at­la­rı­nın içe­ri­ği­ni, as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lük ile iliş­ki­le­ri­ni, so­mut olay ve bel­ge­le­re da­ya­na­rak kit­le­le­re açık­la­mak. Bun­la­rın ulu­sal ba­ğım­sız­lı­ğı­mız önün­de en­gel ol­du­ğu­nu, kur­tu­lu­şun an­cak ve an­cak dev­rim yo­luy­la ola­ca­ğı­nı kav­rat­mak; yıl­ma­dan, sa­bır ve inat­la emek­çi kit­le­le­re, an­ti em­per­ya­list ulu­sal-de­mok­ra­tik ve sos­ya­list bi­linç ta­şı­mak. Bu gö­rev­le­ri ye­ri­ne ge­ti­rir­ken, si­lah­lı ey­lem­ler de için­de ol­mak üze­re, her mü­ca­de­le bi­çim ve or­ga­nın­dan ya­rar­lan­mak. An­cak kit­le­le­rin için­de bu­lun­du­ğu ruh ha­li­ni, iş­çi­le­rin ve yok­sul köy­lü­le­rin so­mut du­rum­la­rı­nı dik­ka­te al­ma­yan si­lah­lı ey­lem­ler­den ka­çı­nıl­ma­lı­dır. Po­lis, jan­dar­ma ve as­ke­re ge­li­şi­gü­zel ateş açıl­ma­ma­lı, bom­ba­lı pank­rat­lar asıl­ma­ma­lı, hal­ka za­rar ve­re­cek bom­ba­lı ey­lem­ler­den sa­kı­nıl­­malı­dır. Her ey­lem si­ya­si so­nuç­la­rı açı­sın­dan hal­ka hiz­met et­me­li­dir.

2. Baş­ta sa­na­yi pro­le­tar­ya­sı ol­mak üze­re, pro­le­tar­ya­nın en ge­niş kit­le­siy­le bağ ku­ra­bil­mek için her ola­nak de­ğer­len­di­ril­me­li­dir; bi­linç dü­ze­yi ile­ri, çev­re­le­rin­de se­vi­len, gü­ve­ni­len iş­çi ön­der­le­ri­nin ka­za­nıl­ma­sı­na özel bir önem gös­te­ril­me­li­dir. İle­ri iş­çi­le­ri ka­zan­ma­dan pro­le­tar­ya­yı ör­güt­le­me­miz müm­kün de­ğil­dir.

Pro­le­tar­ya, dev­ri­mi­mi­zin ide­olo­jik-si­ya­si ve ör­güt­sel ön­de­ri­dir. İş­çi-köy­lü it­ti­fa­kı dev­ri­mi­mi­zin te­mel gü­cü­dür. Bu te­mel üze­rin­de, dev­ri­me ka­tı­la­cak güç­ler ka­za­nıl­ma­lı­dır. Pro­le­tar­ya­nın dev­rim­ci par­ti­si, dev­rim­ci or­du ve bir­le­şik halk cep­he­si ça­lış­ma­la­rı, bir­bi­ri­ne bağ­lı ola­rak yü­rü­tül­me­li­dir.

İlk aşa­ma­da, as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğe kar­şı olan bü­tün halk güç­le­ri­ni bağ­rın­da ta­şı­yan ve en ge­niş halk kit­le­le­ri­nin ira­de­si­ni tem­sil eden ey­lem bir­li­ği ça­lış­ma­la­rı sür­dü­rül­me­li ve bu ça­lış­ma­la­rın ba­şa­rı­sı ha­lin­de de­mok­ra­si için dev­rim­ci di­re­niş or­du­su ku­rul­ma­lı­dır.

3. As­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün eko­no­mik, si­ya­si, ide­olo­jik ey­lem­le­ri ve prog­ram­la­rı­nın içe­ri­ği, bun­la­rın do­ğu­ra­ca­ğı so­nuç­lar, sü­rek­li bir bi­çim­de kit­le­le­re açık­lan­ma­lı­dır. Le­gal ve il­le­gal ola­nak­lar kul­la­nıl­ma­lı, özel­lik­le il­le­gal ya­yın ve da­ğı­tım bü­tün ül­ke ça­pın­da ör­güt­len­me­li­dir. Bil­di­ri, bro­şür ve ga­ze­te­le­rin çok mer­kez­li ba­sım ve da­ğı­tım iş­le­ri önem­le ele alın­ma­lı­dır.

4. Ye­ni ana­ya­sa ça­lış­ma­la­rı­na, par­ti­ler ve se­çim ya­sa­la­rı­na fa­şiz­min amaç­la­rı ser­gi­le­ne­rek kar­şı çı­kıl­ma­lı ve emek­çi kit­le­ler ve en ge­niş halk yı­ğın­la­rı bu ko­nu­lar­da ay­dın­la­tı­la­rak fa­şist dik­ta­tör­lü­ğe kar­şı se­fer­ber­lik ilan edil­me­li­dir.

Biz de­mok­ra­tik bir ana­ya­sa is­ti­yo­ruz. En ge­niş si­ya­si öz­gür­lük­ler is­ti­yo­ruz. Ka­za­nıl­mış hak­la­rın gas­pı­nı de­ğil, hak­la­rın da­ha da ge­niş­le­til­me­si­ni is­ti­yo­ruz. Da­ha ge­ri bir par­la­men­to de­ğil, da­ha ile­ri, dev­rim­ci-de­mok­ra­tik ni­te­lik­li bir halk mec­li­si is­ti­yo­ruz. Mec­li­se gi­riş­te iş­çi­le­rin, köy­lü­le­rin, küçük burjuva­zi­nin, mil­li bur­ju­va­zi­nin za­ra­rı­na bir sı­nır­la­ma de­ğil, ter­si­ne sı­nır­la­ma­la­rın kal­dı­rıl­ma­sı­nı is­ti­yo­ruz. Sı­nır­la­ma­lar fa­şiz­min, ge­ri­ci­li­ğin önü­ne ko­nul­ma­lı­dır.

5. Kürt ulu­su ve ezi­len halk­lar üze­rin­de­ki bas­kı­la­ra kar­şı çık­mak, Kürt ulu­su­nun ba­ğım­sız si­ya­si dev­le­ti­ni kur­ma hak­kı da için­de ol­mak üze­re, ulu­sal ve de­mok­ra­tik bü­tün hak­la­rı­nı sa­vun­mak gö­re­vi­miz­dir… Bu gö­rev an­ti em­per­ya­list, an­ti fa­şist, an­ti fe­odal, an­ti sö­mür­ge­ci mü­ca­de­le gö­rev­le­ri ile bir­lik­te yü­rü­tül­me­li­dir. Kürt, Türk ve ezi­len halk­la­rın düş­man­la­rı or­tak­tır; or­tak ör­güt­len­me, za­fe­rin en te­mel ko­şu­lu­dur.

6. Top­lum­sal-kül­tü­rel ha­ya­tın fa­şist­leş­ti­ril­me­si­ne ve eği­tim ku­rum­la­rı­nın ge­ri­ci­leş­ti­ril­me­si­ne kar­şı mü­ca­de­le edil­me­li­dir. As­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün kit­le­le­ri al­dat­ma­sı­na kar­şı mü­ca­de­le et­mek, sü­rek­li aji­tas­yon, pro­pa­gan­da ve si­ya­si eği­tim ça­lış­ma­sı­nı ge­rek­li kı­lar. Kıl­cal da­mar­lar ha­lin­de, kit­le­nin en de­rin­le­ri­ne kök sa­lın­ma­lı­dır. Hal­kın bu­lun­du­ğu her yer ça­lış­ma ala­nı­mız ol­ma­lı­dır. Ay­dın­la­rın, ya­zar ve sa­nat­çı­la­rın fa­şiz­me kar­şı ka­za­nıl­ma­sı çok bü­yük bir öne­me sa­hip­tir. Ay­dın, sa­nat­çı ve ya­zar­lar­dan güç­lü bir or­du kur­ma­lı­yız.

7. Fa­şist­le­rin dı­şın­da, si­ya­si gö­rüş­le­ri ne olur­sa ol­sun, as­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün dar­be­si­ni yi­yen, bü­tün un­sur­la­ra ya­kın il­gi gös­ter­me­li­yiz. Tu­tuk­la­nan, öl­dü­rü­len, ya­ra­la­nan ve çe­şit­li za­rar­la­ra uğ­ra­yan­la­rın ai­le­le­riy­le sı­kı bağ­lar kur­ma­lı ve yar­dım­laş­ma ça­lış­ma­la­rı­nı ha­ya­ta ge­çir­me­li­yiz.

8. Baş­ta Mas­ke­li Beş­ler ol­mak üze­re, em­per­ya­list uşa­ğı komp­ra­dor-as­ker-bü­rok­rat­la­rın ki­şi­lik­le­ri­ni, ni­yet­le­ri­ni kit­le­le­re açık­la­ma­lı, on­la­rın halk düş­ma­nı ni­te­lik­le­ri­ni göz­ler önü­ne ser­me­li­yiz.

9. As­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün ye­ri­ni si­vil fa­şist dik­ta­tör­lü­ğe bı­rak­ma­sı­na izin ve­ril­me­me­li, fa­şist dev­let oto­ri­te­si hem kit­le­le­ri eği­tip bi­linç­len­di­re­rek, hem de ona kar­şı hak­lı ze­min­ler­de si­lah­lı ey­lem yü­rü­te­rek sar­sıl­ma­lı ve yı­kıl­ma­lı­dır. Top­lum­sal-De­mok­ra­tik Halk Dev­ri­mi’ni ger­çek­leş­ti­re­me­yi­şi­miz ha­lin­de bi­le, en azın­dan si­ya­si bir dev­ri­min ön ko­şul­la­rı ya­ra­tıl­ma­lı­dır.

10. Yu­kar­da be­lir­ti­ği­miz gö­rev­le­rin ye­ri­ne ge­ti­ri­le­bil­me­si, ög­rüt­len­me­mi­zin ni­te­li­ği­ne bağ­lı ola­cak­tır. Le­ni­nist ör­güt­len­me il­ke­le­ri ha­ya­ta ge­çi­ril­me­den pro­le­tar­ya­nın za­fe­ri müm­kün de­ğil­dir.

Sar­sıl­maz inan­cı­mız o ki;
As­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğü yı­ka­ca­ğız; Top­lum­sal-De­mok­ra­tik halk dik­ta­tör­lü­ğü­nü ku­ra­ca­ğız!..

As­ke­ri fa­şist dik­ta­tör­lü­ğe kar­şı olan yurt­se­ver, de­mok­rat, dev­rim­ci iş­çi­ler, köy­lü­ler, emek­çi­ler, ay­dın­lar… “De­mok­ra­si Bay­ra­ğı” al­tın­da güç­le­ri­mi­zi bir­leş­ti­re­lim… ener­ji­mi­zin her dam­la­sı düş­ma­nı­mı­za bir to­kat ha­li­ne ge­ti­ril­me­li­dir… Za­fer güç­lü kol­la­rı­mı­zın ola­cak­tır…

1 comment:

Murat AYGEN said...

Evet ülkemizde bir işbirlikçi burjuvazi var. Ama işbirliğini BATI'nın en ilerici unsurları ile yapmış olduğu artık ortaya açık-seçik çıkmıştır (rantiyeler ve ırkçılar seslerini yükselttiklerinde Türkiye'de fabrikalar kapanıyor). Nasıl ki Japon işçileri “haydi arkadaşlar, bir saat de İmparator için çalışalım” diyorlarsa; DiSK'e bağlı işçiler de “haydi arkadaşlar, bir saat de Albert Schweitzer için çalışalım”, “(...) bir saat de Martin Luther King için çalışalım”, “(...) bir saat de JFK için çalışalım” diyebilmelidirler. Vardiya çıkışında da hepbir ağızdan Joan Baez'in “We shall overcome” nâmesini söylemelidirler.