Asad'i devirme stratejisinde yol haritasi

Fehim Tastekin - 27/3/2012 - Radikal

Türkiye’nin Suriye stratejisi nedir? Yanıtı en çok aranan soru bu. Üst düzey bir yetkiliyle bunu konuşuyoruz. Görünen o ki, Suriye siyaseti iç ve dış faktörlere bağlı olarak yolda diziliyor. Askeri müdahale, tampon bölge ya da muhaliflerin silahlandırılması gibi gri bırakılan alanlar bir yana net olan tek şey şu: Hükümet, Esad rejimini bitirmeye endeksli bir sürece öncülük ediyor. “Eninde sonunda bu rejim gidecek.” Parola bu. Ankara burada ısrarlı. BM-Arap Birliği Özel Temsilcisi Kofi Annan’ın siyasi çözüm arayışına da fazla prim verilmiyor. Bütün bir strateji muhaliflerin hem sivil hem askeri alanda tek çatı altında toplanmasına bağlı. Bu açıdan dün İstanbul’da başlayan Suriye Ulusal Konseyi’nin (SUK) toplantısına kritik önem atfediliyor. 200 farklı grubun davetli olduğu toplantıdan beklentiler, aynı zamanda Ankara’nın Esad’ı devirme stratejisinin temel taşlarını oluşturuyor: “Muhalifler tüm kesimleri temsil eden bir yapı ortaya çıkaracak. Kürtlerin de katılımı sağlanacak. Muhalifler nasıl bir Suriye inşa edeceklerine dair bir ulusal sözleşme belgesi yayımlayacak. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile SUK arasındaki ilişkiler tanzim edilecek. ÖSO kendi başına hareket eden çete görüntüsünden kurtulacak ve SUK’a bağlı kalacak. SUK ‘kurucu meclis’ gibi olacak. 1 Nisan’da İstanbul’da ‘Suriye’nin Dostları’ toplantısına giderken bu bütünlük sağlanmış olacak. Böylece Dostlar, SUK’u ‘Suriye halkının tek temsilcisi’ olarak kabul edecek.” Tunus’taki ilk toplantıda SUK ‘bir temsilci’ olarak tanınmıştı.

Diplomatik tecrit


Diplomatik tecridin derinleştirilmesi ise stratejinin bir diğer ayağını oluşturuyor. Şam’daki elçisini çeken Türkiye’nin adımını başkalarının izlemesi bekleniyor. Kulislerde Dostlar toplantısında Suriye’nin diğer ülkelerdeki büyükelçilerini gönderme önerisinin de tartışılacağı söyleniyor. Böyle bir karar benimsenirse haliyle Ankara’daki Suriye elçisi gönderilecek. Ancak tecridin ne kadar işe yarayacağı meçhul. Çünkü sürecin askeri boyutuyla, özellikle asi orduya biçilen rolle ilgili belirsizlikler var. Gerçi ABD Başkanı Barack Obama’nın Başbakan Tayip Erdoğan’la Seul’deki toplantısından çıkan sonucu bakılırsa ABD muhaliflere iletişim araçları dahil ‘nonlethal’ yani ‘öldürücü olmayan’ yardımlara başlamış bile. Hem birbirinden kopuk milis güçleri organize etmek hem de ÖSO ile SUK arasında eşgüdüm sağlamak yani ‘siyasal talimatların sahaya ulaşmasını temin etmek’ açısından ‘nonlethal’ yardım çok önemseniyor. Muhalifleri silahlandırma konusunda Batı mütereddit. ‘Silahların nereye gideceğine’ dair endişeler var. Muhalefetin ‘tekin’ olması isteniyor. Türk yetkiliye göre bazı çekinceleri olsa da ABD, Esad’ın gitmesi konusunda net. Tabi kasımdaki seçime dek ABD askeri seçeneği öne çıkarmak istemiyor. Hem askeri müdahalenin nasıl olacağına dair tereddütler var hem de şu anda şartların elverişli olmadığı düşünülüyor. ‘İnsani müdahale’ seçeneğini dışlayan yok. Türkiye’nin de durduğu yer, ‘Müdahalede ısrarlı değiliz’ ya da ‘Batı’nın tek taraflı müdahalesine karşıyız’ şerhleri eşliğinde bundan çok farklı değil. Ankara, Bosna’da olduğu gibi ‘koruma sorumluluğu’ tezini öne çıkartırken müdahale için belli aşamalardan geçilmesi ve uluslararası mutabakat sağlanması gerektiğine vurgu yapıyor. Avrupa ise Türk yetkilinin deyimiyle ‘reel politik ile sahada olup bitenler arasında gelgitler yaşıyor.’ Esad sonrası İslamcı bir rejimin doğacağı ve Hıristiyan azınlığın tehlikeye gireceği gibi kaygılarla Avrupa frene basıyor. Esad destekçisi ülkelerin tutumu da sürecin yönünü belirleyecek. Rusya’nın kazanan tarafta olmak için son bir manevrayla Esad’a ‘güle güle’ diyebilir. Ama İran’ın çark edeceğine dair umut yok. Irak da Esad’ı devirme planında bir sorun. Bağdat’ın teminatlarının aksine İran’ın Irak üzerinden Suriye’ye sevkiyatları sürdürdüğü, buna ABD’nin engel olamadığı belirtiliyor. Özetle strateji muhaliflerin organize olma yeteneğine bel bağlıyor. Kürtlerin SUK’a katılımıyla ilgili temenni de olduğu gibi her cümle ‘olursa’ diye başlıyor. Ya olmazsa... İşte o zaman tarafların birbirini tükettiği kanlı süreç aylarca belki yıllarca sürecek.




Fehim Tastekin - 27/3/2012 - Radikal
Kaynak: 
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1083046&CategoryID=100

No comments: