SURİYE HALEBÇESİ

Haz 29, 2012

James Denselow, Orta Doğu siyaseti ve Kings College London’da temel güvenlik konularında uzman bir yazardır. İngiliz kraliyet ailesinin düşünce kuruluşu Chatham House ile birçok medya ve sivil toplum kuruluşuna, Orta Doğu siyaseti ile ilgili rapor ve makaleler yazıyor. James Denselow, 25 Haziran tarihinde kendi sitesinde kaleme aldığı bir değerlendirmede; “Suriye’de muhalefet raporlarına dayanarak, Suriye rejiminin protestoculara yönelik kimyasal silah kullanacağını, bu durumun katalizör olarak kullanılabileceğini ve gerçekleşmesi dahilinde de Suriye’ye müdaheleye ivme kazandırabileceğini” yazdı. Suriye’ye müdahele için Batılı Haçlı ülkeleri arasındaki isteksizliğin yeni bir “SURİYE HALEBÇESİ” ile buna zorlanabileceklerini de makalesine ekledi.

Son bir aydır yabancı ve ulusal basından takip edebildiğimiz kadarıyla, bölgemizdeki askeri hareketliliğin artığına yönelik olarak, Suriye sınırına bölge ülkeleri tarafından yapılan yığınaklar çatışma riskinin yüzdesinin arttığına işaret etmektedir. Devrik Saddam rejimi’ne “Nükleer silah depoları var” yalanı ile yapılan Irak işgali, Kaddafi’nin elinde var olduğu iddia edilen “Kimyasal silah depoları” ve Suriye’nin elinde var olan “Kimyasal silah depoları var” çatışma dili kullanılarak olası Suriye işgalinin temel veritabanı argümanları özenle Batılı medya ve hükümetlerce oluşturulmaktadır.

İsrail Genelkurmay Başkan Yardımcısı Yair Nevah, “Suriye'nin şans bulursa kendi insanlarını vurduğu gibi İsrail'i de vurabileceğini” söyledi. Nevah, “Suriye'de dünyanın en büyük kimyasal silah stoku bulunduğunu, iki hafta önce Haaretz gazetesi üst düzey bir Özgür Suriye Ordusu yöneticisini kaynak göstererek Esad rejiminin düşmesi halinde muhaliflerin ilk önceliğinin kimyasal silahları kötü emellerde kullanılmaması için muhafaza edeceğini iddia etmişti” dedi. Netanyahu da Alman Bild gazetesine olası askeri müdahale hakkında yorum yapmış “Bu büyük güçlerin şu anda konuştuğu bir seçenek, bunun hakkında ne kadar az konuşursam o kadar iyi” demişti. 

Geçtiğimiz aylarda ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, Suriye’nin elinde olduğu iddia edilen kimyasal ve biyolojik silahların yayılmasının en büyük tehdit olduğunu söylemişti. İsrail ordusu askeri planlama bölümü başkanı General Amir Eshel ise, kimyasal silahların Suriye hükümetinin kontrol ettiği tesislerden dışarı çıkmasının an meselesi olduğunu ileri sürerek, “Çok büyük stoklardan söz ediyoruz. En büyük endişe kaynağı bu, çünkü bu silahlara daha sonra kimin sahip olacağını bilemiyoruz” diyordu. İsrail iktidarındaki Likud’un Dürzî milletvekili Eyüb Kara ise, Suriye rejiminin kimyasal silah kullandığını ve Suriyeli yaralıların Türk sınırında İsrailli doktorlar tarafından tedavi edildiğini söyleyecek kadar ileri gidiyordu.

11 Haziran tarihinde politika ve terörizm analiz sitesi DEBKAfile, Suriye'nin sınıra beşi kimyasal savaş başlığı taşıyan 21 füze konuşlandırdığını öne sürdü. Siteye göre son Yüksek Askeri Şura kararları da bu bilgiler ışığında alındı. İddiaya göre Suriye yönetimi füzeleri gündüz vakti yerleştirerek Türk istihbaratının iyice görmesini istedi. Aynı sitenin iddiasına göre Rusya olası bir savaşta kullanılmak üzere 3 milyon maskeyi Suriye'ye teslim etti. Yine bu tarihte, İran’ın yarı resmi FARS ve Rusya’nın resmi RİA Novosti haber ajansları yayınladıkları iki haberde “Suriye muhalefetinin çok yakında Libya’dan Türkiye’ye getirilen kimyasal silahları kullanacağını” öne sürdü. Bu silahların şu anda Türkiye topraklarında bulunduğunu savunan RİA Novosti, muhaliflerin bu silahları kullanma eğitimi gördüklerini iddia etti. 15 Haziran’da AB, Suriye'ye yönelik yeni yaptırım kararları aldı. Brüksel’den yapılan açıklamada Avrupa Konseyi'nin Suriye'ye baskıyı artırma kararı aldığı açıklandı. Yaptırım kararları içinde dikkat çeken “gaz maskesi, kimyasal koruyucu elbise ve silah üretiminde kullanılabilecek kimyasal maddelerin” de ihracatı yasaklı hale geldi.

İstanbul Marmara Otelinde 16 Haziran’da gerçekleştirilen Nükleer Yayılmanın Önlenmesi ve Silahsızlanma Girişimi (NPDİ) toplantısının ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Hollanda Dışişleri Bakanı Uri Rosenthal, “Burada, Türkiye'de, Suriye'nin bir komşu ülkesindeyim ve Suriye'de bir kimyasal silah deposu görüyoruz, bu da bizi kaygılandırıyor” ifadesini kullanması gözlerden kaçmadı. Ayrıca Suriye, İsrail ve Mısır’la birlikte 1997 tarihli Kimyasal Silahlar Konvansiyonu’nu imzalamayan sekiz ülkeden üç tanesidir. Bu ülkelerin 1925 tarihli Cenevre Protokolünü imzalamış olsa da, bu protokolün yalnızca kimyasal ve biyolojik silahların ilk kullanımını yasakladığını, Suriye’nin Kimyasal Silahlar Konvansiyonu’nu imzalamamış olmasının temel sebebinin ise, ülke topraklarının bir bölümünü halen işgal altında tutan İsrail’in hem kimyasal hem de nükleer silahlara sahip olmasını göz ardı edemeyiz.

Washington'daki James Martin Nükleer Silahsızlanma Araştırma Merkezi Başkanı Leonard Spector Suriye'nin, hardal gazı gibi geleneksel kimyasal ajanlar, Sarin gibi modern gazlar ve VX sinir gazları dahil olmak üzere dünyanın en geniş kimyasal silah mühimmatında sahip olduğunu söylüyor. Spector, “Suriye'de, bazıları çatışmaların sürdüğü Humus ve Hama bölgelerinde olmak üzere büyük kimyasal silah depoları olduğu düşünülüyor. Bu yerle rejim güçleri tarafından korunuyor. Ancak, Suriye yönetimi devrilirse görevlerine devam edip edemeyecekleri belli değil” diyor. Spector, “hem Suriye rejimi bu gazların bir kısmını isyancı güçlere hatta sivillere karşı kullanabilme ihtimalinin hem de isyancı güçlerin kimyasal silah depolarından birini ele geçirmesi durumunda kullanma ihtimali olduğunu” söylüyor. El Kaide ile ilişkili gruplar ve kitle imha silahları arasında bir ilişki on yıldan fazla bir süredir ABD askeri planlarının odağında. Bu tür kaygıların mevcut olduğu bir ortamda yönetimin devrilmesi durumunda Suriye’deki kimyasal silahların güvenliği ile ilgili ABD’nin bir plan geliştirmesi konusunda yoğun bir baskı var. Basında ABD Özel Kuvvetleri’nin Suriye kimyasal silah altyapısına baskın yaparak ele geçireceğine dair haberler çıkmıştı. Böyle bir görev istikrarsız bir ortamda askeri bir varlığı gerektirebilir.

İngiliz The Times gazetesi 19 Haziran’daki baskısında Türkiye’nin de içinde bulunduğu bazı ülkelerin Suriye’deki kimyasal silah depolarını korumak için harekete geçebileceğini yazdı. İsrailli ve İngiliz kaynaklara dayandırılan haberde İngiltere, ABD, Fransa, Ürdün, Türkiye ve İsrail’in içinde bulunduğu ülkelerin Suriye’de çok miktarda hardal ve sinir gazı bulunduğuna inandığı belirtildi. İsrailli tuğgeneral Michael Herzog Times’a, “askeri bir hazırlık için hükümetler arasındaki görüşmelerin sürdürüldüğünü” açıkladı. İngiliz Guardian gazetesi 21 Haziran’da, El Cezire’nin haberine dayanarak “Suriye’nin Kimyasal Silahlar Dairesi Başkanı Adnan Sello’nun Türkiye’ye kaçtığını, kendisinin hâlen Türkiye’de bulunduğunu, bu konudaki bir haberin Suriye’nin kimyasal silahlar stoklarına ilişkin endişelerin büyüdüğü bir sırada geldiğini” yazdı. 

Jerusalem Post’ta dün yayınlanan haberde ise, Suriye’nin elindeki gelişmiş silahların sorumsuz ellere düşebileceği endişesi ile İsrail Savunma Kuvvetleri (İDF) sınır alt yapısını yeniden yapılandırmaya soktu. İDF, Suriye’den kaçması muhtemel mültecileri barındıracak alanlar belirledi. İDF Golan Tepeleri Komutanı Tamir Hyman “savaş veya bir terör olayının önceden bir uyarı gelmeksizin meydana gelebileceğini bu sebepten dolayı da sınır altyapısını güçlendirdiklerini” belirtti. Hyman, Suriye yönetiminin güç kaybetmesi ile İsrail sınırına saldırı olasılığının arttığını sözlerine ekledi. Hyman, “İsrail’i tehdit eden her türlü fenomenle karşılaşacak güçte ve hazırlıkta olacaklarını, bütün bunların yanında Suriye’deki savaştan kaçabilecek çok sayıda Suriye vatandaşı mültecinin İsrail’e gelebileceğini göz önüne alan İDF olarak onların barınabilmesi için alanlar oluşturmaya başladığını, İDF Suriyeli sivillerin İsrail’e sığınması durumunda bu sivillerin Suriye ordusuna karşı korunacağını” belirtti

Yazımızın da başlığında attığımız “SURİYE HALEBÇESİ” yaratılması yönünde batı medyasında verilen haberlerin alt mesajını okuduğumuzda, “terör gurupları ve batılı özel kuvvetler organizasyonu ile gerçekleştirilecek muhtemel bir kimyasal saldırının ardından, Suriye ordusunun hedef alınarak, Suriye’ye müdahalenin an meselesi olduğunu görebiliriz. Suriye tarafından düşürülen uçağımız, Ürdün’e iltica eden Suriyeli pilot ve sınırlara yapılan yığınaklar, önümüzdeki haftalarda yapılacak savaş provası askeri tatbikatlar, 2007’deki İsrail savaş uçaklarının Suriye üzerinden Türk hava sahasını ihlali ile İran’a olası bir hava taarruzu senaryosunun yenilenmesi ihtimali, PKK terör örgütünün sınırlarımızdan sızma girişimleri ve olası Suriye’de bir kimyasal saldırıdan sınırda yaşayan vatandaşlarımızın etkilenmemesi için gerekli önlemlerin ivedilikle alınması gerekliliği” görülmektedir. MEHMET UYSAL

--

No comments: