Elhamdülillah laikiz...- Can Dundar


Ben pek dindar bir insan değilim... Ama dinine bağlı bir aileden geliyo­rum. Anneannem başını örter. Rama­zanlarda oruç tutulur. Kandillerde "mübarek olsun" denir.

Yıllar yılı ben okula giderken üç kulhuvalahu bir elhamla, anamın soluğu arkamdan geldi. Ba­şımdan aşağı nice kurşunlar döküldü.

Ama yeri gelince evde içki de içildi, sigara da... Saza da gidildi, baleye de... Tipik bir Türk ailesi işte... Ama söylemek istediğim şey, bu tipikliğin nasıl da hoş bir toplumsal ahenk yarattığı değil.

Tersine, dikkat çekmek istediğim şey; bu tür, din sohbetlerinin hep böyle bir "canım biz de müslüman evladıyız" nakaratıyla başlaması...

Son dönem tartışmalarında bu kısa girizgahı genellikle bir "ama...” bağ­lacı izliyor ve ardından la­ikliğin erdemi üzerine uzun uzadıya vaazlar veri­liyor.

Amaç belki, hem müs­lüman, hem laik olunabi­leceğini kanıtlamak, ama ben artık bu söylemi terketmek gerektiğine inanı­yorum.

* * *

Neden mi?

Bu yaklaşım, tartışmayı "tartışmanın yasak oldu­ğu" bir alana çekiyor da ondan...

Askerde "talim saatleri­nin namaz saatlerine göre ayarlanmasını" isteyen bir gruba bizim komutan "evladım, ben de müslümanım. Talim yüzünden namazı kaçırırsam, kaza kılıyorum" demiş ve onları kazandığını sanmıştı. Oysa "bazı namazların kazasının olmayacağı" ya­nıtıyla karşılaştı.

Bu durumda "neden olamazmış" diyemezsiniz. Lafa "müslümanım" diye girdiyseniz geri de dö­nemezsiniz. Biraz zorlanırsınız.

Nitekim öyle de oluyor.

Ayet tartışmasına girenler sonunda "İslama gö­re kadınların başını örtmek zorunda olduğunu" kabul ediyorlar. "Din ayrı siyaset ayrı" diyenler, İslamın hiç de öyle bir din olmadığını çok geçme­den anlıyorlar.

İş, laikler için tam bir kördüğüme dönüşüyor.

* * *

Her tartışmada "aile albümü"müzü açarak ken­di yaşam tarzımızı da gereksiz bir tartışmaya açmış oluyoruz: "Peki anneannemiz örtünüyorsa, biz neden örtünmüyoruz?", "hem namaz kılıp, hem yılbaşında içki içmek, gerçekten İslama uy­gun mu?" derken sohbet otomatikman, sizi bir "din tartişmasının" içine çekiyor. Oysa hepimiz biliyoruz ki, İslam pek tartışmayı sevmez. Bazı mukaddes kavramları tartışmaya açanların başına gelenler ortada...

Buradan itibaren ikinci yanılgı başlıyor:

Yine lafı laikliğe getirmeye çalışan birileri he­men İslamın nasıl bir "hoşgörü dini" olduğunu anlatmaya girişiyor. Tabii tartışmaya açılmayan birşeyin neyi, nasıl hoşgördüğü sorulamıyor.

Kimse kusura bakmasın (yakmasın mı deseydim) ama ne zaman bu hoşgörü meselesi açılsa benim burnuma Sivas dolaylarından yanık koku­su geliyor. "Dinimiz hoşgörü dini" diyenleri de, bozuk para ve kırık sandalye yağmuru altında, Si­vas sanıklarına "iyi haliniz görüldü, cezanız indi­rildi" diyen mahkeme heyetine benzetiyorum.

* * *

Ayılalım artık.

Nasıl iyi müslümanlar olduğumuzu anlatmaya çalışarak laiklik savunusu yapamayız.

O devir geçti. Yıl boyu içki içip, Ramazan'da oruç tutanlar eski bir nesildi ve şimdi maalesef tarih oluyorlar.

"Yeni İslam", herkesi tercihe zorluyor:

"Ya klübün kurallarıyla oyna, ya vazgeç..."

"Müslümanım diyorsan örtünmelisin". "Tanrı­ya inanıyorsan, içmemelisin". "İslama inanıyor­san, şeriat için savaşmalısın".

Çünkü kitap öyle yazıyor.

Kitaba inananların bunları savunmalarında bir tutarsızlık yok. Bana tutarsız gelen, lafa "biz de müslümanız ama" diye başlayan bazı laiklerin ayet tartışmalarıyla aksini ispatlama çabası...

Ben bu anlamda ateistleri çok daha tutarlı ve samimi buluyorum. Çünkü İslama bağlanıp, şeri­atı reddetmek bana "ya İslamı bilmemek, ya da samimi olmamak" gibi geliyor.

Şimdi bir de "nüfusunun yüzde 99'u müslüman olan Türkiye.." girizgahı moda oldu. Düşünün ki o yüzde 99'un içinde Aziz Nesin de var, Ateist dergi çıkaranlar da... Peki içki içen Müslüman sayılmıyorsa, bu oran yüzde 80 oranında azalmaz mı? Bu oran tartışması hangimizi nereye götüre­bilir?

* * *

Gelelim "Laik yanılgı"ların sonuncusuna:

Son zamanlarda "Atatürk'ün de iyi bir müslü­man olduğunu" anlatan nutuklar türedi.

Yapmayın dostlar;

Bu yolla Atatürk'ü Refah'a sevdiremeyeceğiniz gibi, halka da yanlış tanıtmış olursunuz.

Benim önerim şu:

Herkes anneannesinin nasıl giyindiği bilgisini kendine saklasın. Kenan Evren, Kur'an'dan ayet­ler okumayı seviyorsa kürsüde değil, evinde oku­sun. Tansu Çiller, ezan sesi seviyorsa yalısının bahçesine camii yaptırsın. Ama kimse laiklik adı­na bize dini masallar anlatmasın.

Atatürkçüler ille İslam tartışacaksa hadi gelin Mustafa Kemal'in yıllarca gizlenen konuşmala­rını raflardan indirelim.

Göze alabiliyorsanız, O'nun Kazım Karabekir'e "herşeyden önce din anlayışını kaldırmalı­yız" dediğini ortaokul din kitaplarına koyalım. Bir ingiliz yazara söylediği "benim dinim yok. Ba­zen bütün dinler denizin dibine batsın istiyorum" sözlerini Diyanet İşleri Başkanlığı'nın girişine asalım.

"Anneannem müslümandı", "Atatürk dindar­dı", "İslam toleranslıydı" derken, bir şeriat ikti­darını ufukta gördük. Sizce yöntemi değiştirme­nin zamanı gelmedi mi?

No comments: