Sıfır Komşu, Sıfır Bakan, Çok Sorun

Samandag
23/07/2012 - Ragıp Duran

Samandağ’a “Evvel Temmuz” Festivali için gitmiştik. Ama yörenin insanları anlattıkça, Erdoğan-Davutoğlu’nun Suriye politikasının öyle sıradan “yan zararlarının” ötesinde, bir dokuyu mahvettiğini anlıyorsunuz.

Yapılamayan Barış Mitingi, Suriyelilerin kampları, Samandağlıların olağanüstü şıklıkları…

— Ben bizzat gittim, Emniyet Müdürü ile konuştum. Tertip Komitesi sorumlusuyum. Savaşa karşı gösteri yapacağız, İHD ve diğer örgütler olarak hazırlıklarımızı yapıyoruz. Suriye’ye müdahaleye karşıyız. İyi komşuluk ilişkileri istiyoruz. Emniyet Müdürü bana ne dedi, biliyor musunuz?

— Ne dedi?

— Biz bu koşullarda burada sizin güvenliğinizi sağlayamayız!

— Allah Allah, koca Türk polisi kendi toprakları üzerinde sizin güvenliğinizi kime karşı sağlayamayacakmış?

— Önce bir şey demedi, allem etti kallem etti, sonunda çıkardı baklayı ağzından. Özgür Suriye Ordusu böyle bir eyleme karşı çıkarmış!

Samandağ’da bizim panel öncesi IHD yetkilisi anlattı bunları.

İnanılır gibi değil ama, Davutoğlu-Erdoğan ikilisinin diplomasisi sonucunda Samandağlılar kendi memleketlerinde kamplara konuşlandırılmış bir silahlı güç nedeniyle barış gösterisi düzenleyemiyor.

Çünkü o ülkenin Emniyeti izin vermiyor.

İHD’li arkadaşın anlattıkları bununla da sınırlı değil.

— Geceleri Suriye’den yaralı getirme bahanesiyle ambulanslarla silahlı adamlar aşağıya götürülüp getiriliyor.

Bütün sınır bölgesinde, özellikle de kampların kurulduğu yörelerde müthiş bir trafik var. (Trafik sözcüğü Fransızcada kaçakçılık anlamında da kullanılır.)

Yabancı basın da yazdı bunu.

Kamplar aslında birkaç açıdan sakat:

Bir kere, sınır boyuna, Esad’ın top atış mesafesi içindeki alanlara kurulmuş. Kaçanları doğru dürüst koruyamazsın. Ama amaç sınırdan sızmalar ise, tabii ki huduta yakın yerlere kuracaksın.

Konuyla yakından ilgilenen bir başka Samandağlının anlattıkları da çok ilginç:

— Hocam, burada bir göç semineri yapıldı, biz o sayede kampları gezebildik. Ayrıca Suriye tarafında akrabalarımız var. Oradan da gidip gelen var, bilgi veren çok. Suriye gazetelerini, televizyonunu da izliyoruz. Bu kamplara yerleştirilen insanların çoğu yaşlılar, kadınlar ve çocuklar. Ama tabii bu ailelerin erkekleri de var. Biz şimdiye kadar beş farklı grup saptadık bu kamp nüfusunda…

1) Suriye’deki adlî suçlular. Yani hırsızdı, tecavüzcüydü, henüz hüküm yememiş, ama sabıkalı birtakım adamlar. Sözümona muhalefet cephesine geçip Esad rejimi yıkıldığında kahraman olarak memlekete dönmeyi bekleyenler.

2) Taliban, El Kaide ve Müslüman Kardeşler başta olmak üzere ne kadar radikal İslâmcı grup varsa hepsinin militanları, üstelik de üst ve orta düzey yöneticileri ile burada. Gidip geliyorlar, içerideki militanlarını buradan yönetmeye çalışıyorlar.

3) “Şam’In Askerleri” diye bir grup var, bunlar tamamen kiralık ordu. Davutoğlu’nun adamları diye de biliniyor. Küçük bir grup, ama para ya da diğer türden yardımlar en çok bu gruba gidiyor.

4) Biz rastladık, onlar da küçük bir grup, hakiki demokrat muhalifler. İlk başta onlardan çoktu, ama kamplarda önce Türk yetkililer, daha sonra da zaten bu dinci gruplar onlara çok kötü davrandığı için, parası olanlar Avrupa’ya, daha az parası olanlar da Ankara ya da İstanbul’a kaçtı.

5) Beşinci grup, biraz yüzer-gezer. İlk başta herhangi bir kutba bağlı değillermiş gibi gördük onları, o kampta kim güçlüyse ona yanaşan takım gibi davranıyorlardı. Sonra birtakım iç hesaplaşmalar olduğunu öğrendik. Teşhir oldukça bu grubun mensuplarını likide ettiler, edemedikleri de zaten kaçtı. Bunlar Esad’ın ajanları idi…

Samandağ aslında olağanüstü barışçı, yumuşak, rahat, keyifli bir kimliğe sahip.

Güçlü ve derin bir sol kültürü var. Din, etnik köken, dil açısından da son derece zengin, üstelik bu farklı kesimlerin iç ilişkileri de son derece olumlu. Çağdaş bir mozaik müzesi sanki. Her şey var, her şey birbiriyle iyi geçiniyor, herkes farklı, herkes eşit, üstelik kebabı enfes, boğma rakısı müthiş…

Ama gel gör ki Erdoğan bu atmosferi bozmuş:

— Kim nereye ne için savaşıyor ki?

— Ankara’dakiler Suriye’nin S’sini bilmez, kalkıp bölgesel güç olacakmış!

— Amerikalılar bile Erdoğan’dan daha temkinli…

— Bir tane doğru dürüst gazeteci gelmedi buraya… O uçak hadisesinde geldiler, onlar da sahilde çekim yapıp gitti…

Anlatılanları dinleyince, mümtaz Türk medyasının Samandağ’a, Antakya’ya, Suriye meselesine neden eğilmediğini daha kolay anlıyor insan.

Burada yaşanan neredeyse her şey, Erdoğan’ın söylediklerini an be an tekzip ediyor.

Zaten burada olup biteni, insanların halet-i ruhiyesini, sorun ve sıkıntılarını yazabilecek muhabir ya da yazar mutlaka vardır da, bu yazılanları yayınlayabilecek mecra sorunumuz var.

Aklımda bu anlatılanlar, Nâzım Alpman’la Samandağ sahilinde, Akdeniz Cafe’de

“Bu medyaya karşı ne yapılır?” konulu panele başladık.

Saat 17.00. Hava herhalde 30-35 derece. Açıkhava kahvesindeki bütün iskemleler dolu. Yaşlı genç, kadın çocuk, acayip kalabalık.

O kadar güzel bir panel oldu ki, bilhassa soru-cevap tartışma bölümünde gündeme gelen soru ve konular, üstelik bu konuların ifade tarzı o kadar kaliteli ve derindi ki, hayran kaldık vallahi…

Mesela Orwelian toplumla Huxleyvari toplum kıyaslaması yaptık.

Üzgün ve yalnız memleketimizin Samandağ adlı şirin kasabasında…

--

No comments: