Reyhanli Patlamasi Sonrasi Ilk Suc Duyurusu - Erdogan, Gul, Davutoglu o dilekcede


13.05.2013
Halkın Kurtuluş Partisi Reyhanlı’da patlayan bombanın ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İçişleri Bakanı Muammer Güler, Devlet Bakanları Bülent Arınç ve Beşir Atalay hakkında suç duyurusunda bulundu.

Suçlama konusu "savaş kışkırtıcılığı" (TCK 304, 306 vd.), ölüme ve yaralanmaya sebebiyet verme (TCK 83, TCK 88/2), bu saldırıyı gerçekleştiren asıl teröristleri gizlemek ve suçlularla ilgili işlem yapmamak (TCK 279, 281) maddelerine dayandırıldı. HKP, Anayasa’nın 14. maddesi karşısında Savaş Suçu sayılması gereken bu eylemlerin dokunulmazlık zırhından yararlanamaması gerektiğini ifade etti.

Odatv’nin konuştuğu HKP’liler dilekçenin ardından yaşadıkları ilginç bir olayı paylaştı. Buna göre Anadolu Ajansı, söz konusu dilekçeyi HKP’den haber yapmak için istedi. Ancak ajans daha sonra haber yapamayacağını söyledi.

İşte HKP’nin Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na verilan o dilekçe:
ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
SUÇ DUYURUSUNDA
BULUNAN……………….: Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı Karanfil Sokak No:24/15 Kızılay/ANKARA
V E K İ L L E R İ……….: Av. Orhan ÖZER, Av. Metin Bayyar, Av. Ayhan ERKAN, Av. Ali Serdar ÇINGI, Av. Tacettin ÇOLAK, Av. Sait KIRAN, Av. Ayça ALPEL, Av. Halil AĞIRGÖL, Av. Pınar AKBİNA, Av. Doğan ERKAN, Av. Ümit ERDOĞAN
Ş Ü P H E L İ L E R....…..:
1- Abdullah Gül
2- Recep Tayyip Erdoğan
3- Ahmet Davutoğlu
4- Muammer Güler
5- Bülent Arınç
6- Beşir Atalay
7- Suça karıştığı tespit edilecek diğer Bakanlar ve milletvekileri 

S U Ç………………………:Anayasa’nın “Türkiye Büyük Millet Meclisinin Görev ve
Yetkileri”ni düzenleyen 87. Maddesi ile “Savaş Hali ve Silahlı Kuvvet Kullanılmasına İzin Verme”yi düzenleyen 92. Maddesine ve Uluslararası Hukuka açıkça aykırı olarak, Meclis kararı olmadan ülkemizin komşu Suriye Devleti ile savaş haline getirilmesi ve 5237 Sayılı TCK’nin 304. maddesinde öngörülen “Yabancı Devlete karşı savaşa tahrik”, 306. maddesinde düzenlenen “Komşu devlete karşı asker toplama ve hasmane hareket”, suçları ile bu suçlar nedeniyle oluşan fiili savaş ortamında gerçekleşen Reyhanlı saldırısında en az 46 kişinin ölmesine sebep olmak (TCK 83), 100’e yakın kişinin yaralanmasına sebep olmak (TCK 88/2), bu saldırıyı gerçekleştiren teröristleri gizlemek ve suçlularla ilgili işlem yapmamak (TCK 279, 281.) suçları

İHBAR VE BEYANLARIMIZ:
Şüpheliler, uzun süredir Suriye Halkının kendi iradesiyle iktidarda olan Esad’a karşı, Esad AB-D Emperyalistlerine ve onların BOP projesine direndiği için, saldırgan-kışkırtıcı söylem ve eylemler içerisindedir. Şüphelilerin bu tutumlarının sebebi ise şüphesiz AB-D Emperyalistlerinin isteğidir. Onların bir emri, düne kadar “kardeşim” dedikleri Esad’ı bir günde düşman ilan etmelerine yetmişti.
Şüpheliler, tamamen AB-D Emperyalistlerinin Ortadoğu’daki çıkarları için ve bu güçlerin kendilerine verdiği desteği kaybetmemek uğruna komşu Suriye’ye karşı ülkemizi “savaş hali” durumuna getirmişlerdir Emperyalistlerin, Suriye’yi bitirme planlarının başarıya ulaşması halinde bu savaşın tüm Ortadoğu’ya yayılması kaçınılmazdır.

Batı Basını ve tarafsız/objektif Bilim İnsanları da ülkemizin Suriye ile savaş halinde olduğunu yazmaktadırlar.
İşte bu tespitlerle şüphelilerle ilgili daha önce suç duyurularında bulunmuştuk. Bu kere, şüphelilerin suça konu eylemleri sebebiyle FİİLEN SURİYE İLE SAVAŞ HALİNE SOKULAN ÜLKEMİZ, REYHANLI’DA BÜYÜK BİR PROVAKASYONA 46 KURBAN VERMİŞ, 100’ÜN ÜZERİNDE İNSANIMIZ YARALANMIŞTIR.

Şüphelilerin bu hunharca-canice saldırıdaki dahiliyetleri üç başlık altında toplanabilir:
I- Ülkemiz Halkları ile hiçbir husumeti olmayan, bilakis uzun yılların kardeşleştirdiği Suriye Halkı ile ve onları temsil eden Esad ile Türkiye’yi fiili savaş haline sokarak; Esad iktidarına karşı Ortaçağcı serseri sürülerinden devşirilen “Özgür” Suriye Ordusu’nu (ÖSO), Suriye’de insanlık dışı terör ve katliamlar yapmak üzere örgütlemek, finanse etmek, silahlandırmak, her türlü lojistik destek sağlamak ve bu yolla iki ülke arasında fiilen savaş durumu yaratmak.

II- Saldırıyı Esad rejiminin üstüne atarak “yabancı devlet aleyhine savaş kışkırtıcılığı” yapmak.
III- Asıl suçlular olan, CIA devşirmeleri ÖSO-El Kaide teröristlerini gizlemek

Bu tespitlerimizi ayrıntılandıralım;
1-) Yürütme yetkisini elinde bulunduran şüphelilerin kararları ve uygulamalarıyla, Ülkemizin güney sınırını oluşturan topraklarımızın bir kısmı, egemen Suriye Devleti’ne karşı savaşan saldırganların üssü durumuna getirilmiştir. Özellikle Hatay’da bulunan kamplarda barındırılan bu çapulcuların gece Suriye’de sabotajlar biçiminde terör eylemleri yapıp gündüzleri kampa döndükleri bilinen bir gerçektir. Bu durumu tüm ulusal-uluslararası basın kuruluşları açıkça belirtmektedir. Birkaç örnek:

Guardian, “Türkiye, isyancılara eğitim üssü kurdu” derken,
Bild am Sonntag, “Alman ve İngiliz ajanlar, Suriye’deki isyancılara yardımcı olmak ve eğitmek amacıyla Akdeniz’de konuşlandırıldı” iddiasında bulundu.
The Times’a göre “Suriyeli muhaliflerin üssü Adana’da, İncirlik Üssü yakınlarında.”, BBC ise “Suriyeli isyancıları Türkiye eğitiyor. Ordu tarafından yönetilen gizli kamplarda özel bir eğitim programı yürütülüyor” diyor…
Yine Daily Telegraph Gazetesi’nin yazdığına göre, Suriye’de Esat sonrası rejimin organize edilmesi ve “Suriye’de, geçiş dönemi sonrası köy ve şehirlerde yerel yönetimleri üstlenmeleri için” ABD’li ve İngiliz ajanlar tarafından İstanbul’da “Haliç manzaralı apartmanlarda” muhalifler eğitilmektedirler.
Bu açık delillere rağmen, bu konudaki suç duyurularımız hakkında ne yazık ki herhangi bir işlem yapılmamıştı. Ancak bu defa, Reyhanlı saldırısı ile birlikte yeni deliller ve yeni bir durum, “fiili savaş durumu” ortaya çıkmıştır.

Yine yabancı basından alıntılayalım:
Sunday Telegraph, “Savaş Türkiye’ye sıçradı” tespitini yaparken,
BBC, “Reyhanlı: Savaşta mıyız?” başlığını atmıştır.

Yani şüpheliler, yasal (şekli de olsa hukuka uygun) bir savaş kararı çıkartmayarak/çıkartamayarak, yukarıda anlatılan yollarla fiili savaş durumu yaratmışlardır. Reyhanlı saldırısı da bu yolun önemli bir köşe taşı olmuştur.

2-) Şüphelilerin tümü ağız birliği etmiş ve Reyhanlı’daki hain patlamayı Esad rejiminin üstüne atmışlardır. Ardından bunun “hesabının sorulacağı”, Suriye’ye “yanıt verileceği” vb. ifadelerle Suriye’ye saldırı minvalinde kışkırtıcı cümleler kurulmuştur. Bu söylemlerin tümü “komşu devlet aleyhine hasmane hareket” suçu kapsamına girmektedir.

Oysa şüphelilerin ters-yüz ederek değiştirmek –ve gerçek suçluları gizlemek– istedikleri reel durum şudur:
“Erdoğan Hükümeti’nin desteklediği ve silahlandırdığı siyasal İslamcı teröristler Türkiye’yi Suriye’ye askeri müdahaleye zorlamak için REYHANLI’DA SALDIRDI” (Yurt Gazetesi 12 Mayıs 2013)

“Erdoğan Suriye opsiyonlarını görüşmek üzere perşembe günü başkan Obama ile buluşacaktı. Bombalı saldırılar Suriye toprakları içinde Suriye muhalefeti için bir uçuşa yasak bölge ve güvenli bölge oluşturulması çağrısında olanların elini güçlendiren spekülasyonlar sağladı.” (TIKLAYINIZ)

Bu tespiti yapan BBC muhabiri Wyre Davies, BBC Beyrut muhabiri Jim Muir’in Suriye Enformasyon Bakanı Omran al-Zoubi’den aktardığı “saldırıda Erdoğan ve partisinin doğrudan sorumluluğu bulunduğu” yorumunu belirtiyor ve yazısını “Türkiye’ye Baskı” alt başlığında “Türkiye’nin savaşa çekilmesi” ifadesini vurgulayarak bitiriyor.

Fransız medyasında da aynı türde yorumlar tespit ettik ve saldırının yukarıdaki hedefle El-Kaide militanları tarafından gerçekleştirildiğini belirttiklerini gördük.

Ne yazık ki bu türden tespitler, Reyhanlı C. Savcılığı’nın tedbir kararı sebebiyle Türkiye’de ve Türkçe olarak yayınlanmıyor, şimdilik! Ancak gerçekler en kör göze batacak kadar keskin durumdadır. Daha fazla aydınlatılması ise hukuken Savcılık makamındadır.

3-) PARTİMİZİN ÖNCEKİ SUÇ DUYURULARININ GEREĞİ YAPILSAYDI BELKİ DE REYHANLI SALDIRISI ENGELLENEBİLİRDİ!

Müvekkil Halkın Kurtuluş Partisi Suriye olayları ile ilgili olarak bir kısım şüpheli hakkında daha önce de “savaş kışkırtıcılığı” ve “yabancı devlet aleyhine yetkisiz asker toplama” suçlarından ihbarda bulunmuş ve 31.08.2012 tarihli dilekçesinde şunları söylemişti:

"Gazetelerden öğrendiğimize göre, ABD’li düşünce kuruluşları 27 Haziran 2012’de Washington’da bir araya gelerek “Suriye Krizi” ile ilgili savaş oyunları oynamaktalar ve Ağustos 2012’den Nisan 2013’e kadar bölgede yaşanacakları dizayn etmekteler. Türkiye’nin savaşa dâhil edilmesi için önce Suriye’deki ölenlerin sayısının artırılacağı, bu yetmeyince Suriye’den kaçan mültecilerin sayısının artırılacağı bu da yetmeyince Türkiye’de Gaziantep ve Kahramanmaraş gibi illerde bombaların patlatılacağı ve böylece Türkiye’nin Suriye’ye asker çıkarmasının sağlanacağına dair senaryolar yazmaktalar. 
“Gerçekten de son iki aydır Tarih hızlı akmaktadır ve Suriye’de yaşananlar Emperyalistlerin planladığı şekilde gelişmektedir. Emperyalistler, sadece ülkemizi değil, Suriye’nin diğer komşularını da içine alacak şekilde çok yönlü senaryolar uygulamaktalar. Ülkemizdeki bombalama eylemlerinin hangi kentlerde yapılacağını tayin eden Emperyalistlerin Suriye sınırındaki illeri seçmeleri tesadüfi değildir. 
“Emperyalistlerin, Suriye’deki amaçlarına ulaşınca arkasından İran’a sonrada ülkemize yönelecekleri gün gibi ortadadır. AB-D Emperyalistleri, Suriye’de elde edeceği başarı ile tüm Ortadoğu’da ve dolayısıyla Ülkemizde de bir mezhep çatışmasının, Arap-Kürt-Türk boğazlaşmasının temellerini atmaktadır. Böylece tüm bölge savaşın içine çekilecek ve Ortadoğu’da “sınırlar yeniden çizilecek”tir. Herkes bunu çok iyi görüyor.”

Ne yazık ki öngörülerimiz harfiyen gerçekleşiyor. Ancak C. Savcıları bunları öngöremiyor. Şayet yasanın savcılara verdiği yetkiyi kullanır ve gerekli soruşturma işlemlerini yaparlarsa, belki de ülkemiz savaşın kıyısında döndürülebilir. Zira şüphelilerin arkasına saklandığı bazı sıfatlar, Anayasa’nın 14. maddesi bağlamında, anılan “SAVAŞ SUÇLARI”ndan yargılanmalarına engel değildir. Aksi halde, yarın çok geç olacaktır.

4-) ŞÜPHELİLERİN FİİLLERİ ULUSAL VE ULUSLARARASI HUKUKA AÇIKÇA AYKIRIDIR. SAVAŞ SUÇU KAPSAMINDADIR

Şüphelilerin bilgisi ve denetiminde ve hatta açıktan kışkırtıcılığından gerçekleştirilen yukarıda sadece birkaçı yazılı olan bu terörist faaliyetlerin DEVLETİ DE TERÖRİST DEVLET durumuna düşürdüğü çok açıktır. Bu tür faaliyetlerin Devletler Hukuku’na göre suç olduğu sabittir.

Yine bu fiiller, Birleşmiş Milletler Şartı’nın “Amaç ve İlkeler” Bölümünün 2/1. Maddesinde düzenlenen: “Örgüt, tüm üyelerinin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulmuştur.” ilkesi gereğince “egemen eşit” BM üyesi Suriye’ye karşı savaş ilanından başka bir şey değildir.

Oysa aynı BM Şartı’nın 2/4. Maddesinde: “Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletler’in Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.” denilmektedir.

Yine bu eylemlerin; 24 Ekim 1970 tarihinde toplanan 1883. BM Genel Kurulu’nda kabul edilen “BM Antlaşması Doğrultusunda Devletler Arasında Dostça İlişkiler ve İşbirliğine İlişkin Uluslararası Hukuk İlkeleri Konusunda Bildirge” Ekinde belirtilen;

“Her devlet uluslararası ilişkilerinde herhangi bir Devletin ülke bütünlüğü ya da siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanma tehdidinde bulunma ya da güç kullanmaktan ya da Birleşmiş Milletler’in amaçlarıyla ters düşen herhangi bir biçimde davranmaktan kaçınmak yükümlülüğündedir. Böyle bir güç tehdidi ya da güç kullanımı uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasının ihlali anlamına gelir ve hiçbir zaman uluslararası sorunların çözümünde bir araç olarak kullanılmamalıdır.

“Saldırıdan kaynaklanan bir savaş, uluslararası hukuka göre sorumluluğu olan, barışa karşı işlenmiş bir suçtur.
“Birleşmiş Milletler’in amaç ve ilkeleri uyarınca Devletlerin, saldırıdan kaynaklanan savaş lehinde propaganda yapmaktan kaçınma yükümlülüğü vardır.

“Her Devletin, başka bir Devletin var olan uluslararası sınırlarını ihlal etmek amacı ile ya da toprak anlaşmazlıkları ve Devletlerin sınırları ile ilgili sorunlar dahil olmak üzere uluslararası anlaşmazlıkların çözümünde araç olarak güç tehdidi ya da güç kullanımından kaçınma yükümlülüğü vardır.

“Her Devletin, kendisinin taraf olduğu ya da başka bir şekilde saygılı olmak durumunda olduğu uluslararası bir antlaşma ile oluşturulmuş ya da bu antlaşma gereğince ortaya çıkmış ateşkes sınırları gibi uluslararası sınır tayinlerini ihlal etmek amacı ile güç tehdidi ya da güç kullanmaktan kaçınma yükümlülüğü vardır. Yukarıda belirtilenlerin hiçbiri, kendi özel rejimleri altındaki bu gibi sınırların mevcut durum ve etkileri açısından tarafların konumlarına zarar verecek ya da geçici niteliklerini etkileyecek şekilde yorumlanamaz.

“Devletlerin güç kullanımını içeren misilleme hareketlerinden kaçınma konusunda bir yükümlülükleri vardır.
“Her Devlet, eşit haklar ve kendi geleceğini tayin etme ilkelerinin işlenmesi sırasında sözü edilen halkları, kendi geleceklerini tayin etme, özgürlük ve bağımsızlık haklarından yoksun bırakan herhangi bir zora dayalı eylemden kaçınma yükümlülüğüne sahiptir.

“Her Devletin, başka bir Devletin toprağına saldırı amacını taşıyan, ücretli askerler de dahil olmak üzere, düzensiz güçler ya da silahlı grupları örgütlemek veya örgütlenmelerini teşvik etmekten kaçınma yükümlülüğü vardır.

“Her Devlet, bir başka Devletin içindeki sivil mücadele hareketleri ya da terörist hareketleri örgütlemek, kışkırtmak, bunlara yardımda bulunmak ya da bunların içinde yer almaktan ya da bu tür hareketlerin yürütülmesine yönelik olarak kendi toprakları içinde yürütülen örgütlü etkinliklere rıza göstermekten, bu paragrafta sözü edilen hareketler güç tehdidi ya da güç kullanımı içerdiği zaman, kaçınmakla yükümlüdür.
“Bir Devletin toprağı, Antlaşmanın hükümlerine aykırı bir biçimde güç kullanılmasından kaynaklanan askeri işgalin hedefi olmamalıdır. Bir Devletin toprağı, güç tehdidi ya da güç kullanılması sonucunda, bir başka devletin ele geçirme hedefi olmamalıdır. Güç tehdidi ya da güç kullanılması sonucunda sağlanan hiçbir toprak kazanımı yasal olarak kabul edilmeyecektir” şeklindeki ilkelere aykırı olduğu açıktır.

5-) ŞÜHPELİLER, ULUSAL HUKUKU DA HİÇE SAYMAKTALAR, ANAYASA VE TÜRK CEZA KANUNU’NA AYKIRI TASARRUFLARDA BULUNMAKTADIRLAR

Bilindiği gibi Anayasa’nın “TBMM’nin Görev ve Yetkileri”ni düzenleyen 87. Maddesinde; “Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, (…)” hükmüyle ÜLKENİN BAŞKA BİR ÜLKEYE KARŞI SAVAŞ İLANINA KARAR VERME YETKİSİ TBMM’YE BIRAKILMIŞTIR.

“Savaş Hali İlanı ve Silahlı Kuvvet Kullanılmasına İzin Verme”yi düzenleyen 92. Maddede de; “Milletlerarası hukukun meşrû saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir” denilmektedir.

Oysa şüpheliler, 3 yıldır devam eden Suriye sorununda ne TBMM’ne ne de halka bilgi vermiştir. Dahası bilgi vermek bir yana, açıktan dezenformasyonlarla halkımızı Suriye yönetimi ve halkına karşı kışkırtarak ülkeyi savaşın içine sürüklemişlerdir.

Yine basın yayın aracılığı ile yaptıkları açıklamaların tamamında, Suriye devletine karşı düşmanca bir dil kullanarak, bir zamanlar “terörist” dedikleri çakal sürülerini “özgürlük savaşçısı” diyerek eğitip silahlandırarak sınırlarımızdan Suriye topraklarını salmaları 5237 Sayılı TCK’nun 304 ve 306. Maddelerinde öngörülen; “Yabacı Devlet Aleyhine Asker Toplama”, “Savaşa Tahrik” ve “Komşu Devlete Karşı Hasmane Hareket” suçlarını oluşturmaktadır.

Bilindiği gibi; 5237 Sayılı TCK’nun “Devlete karşı savaşa tahrik” suçunu düzenleyen 304. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı savaş açması veya hasmane hareketlerde bulunması için yabancı devlet yetkililerini tahrik eden veya bu amaca yönelik olarak yabancı devlet yetkilileri ile işbirliği yapan kişi, on yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Tahrik fiilinin basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.” hükmü yer almaktadır. Şüpheliler, suç fiillerinin tamamını basın yayın yolu ile işledikleri sabit olduğundan cezanın ağırlaştırılmış hadden tayin edilmesi gerekmektedir.

Aynı yasanın “Komşu devlete karşı hasmane hareket” başlıklı 306. Maddesinde ise; “Türkiye Devletini savaş tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak şekilde, yetkisiz olarak, yabancı bir devlete karşı asker toplayan veya hasmane hareketlerde bulunan kimseye beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası verilir” denilmektedir. Dolayısıyla şüpheliler hakkında TCK’nun bu maddelerini ihlalden de dava açılması gerekmektedir.
Tüm bu yasa dışı yollarla yarattıkları fiili savaş durumunun sonucu olan, BBC’nin de doğruladığı Omran al-Zoubi’nin aktarımındaki gibi “Erdoğan ve partisinin politik ve manevi sorumluluğu” bulunan Reyhanlı saldırısı sebebiyle gerçekleşen ölümlerden ve yaralanmalardan da şüpheliler, en azından “sebebiyet vermek” illiyetiyle sorumludurlar. Bu nedenle haklarında, TCK 83 ve TCK 88/2 maddeleri uyarınca da soruşturma yapılmalıdır.
Diğer yandan, yukarıdaki beyanlarımızdan sonra Reyhanlı Saldırısının spekülatif amacını gerçekleştirmek üzere şüphelilerin saldırının gerçek faillerini bildikleri halde gizledikleri ortaya çıktığından TCK 279 ve 281. maddelerinden de işlem yapılması gerekmektedir.

Görüldüğü gibi ülkemiz Emperyalizmin Ortadoğu’daki “kasap satırı” yapılmaktır. Aslında bu savaş Emperyalist Batı ile Mazlum Doğu Bloku arasındaki bir savaştır. Tek bir ülke ile sınırlı kalması mümkün değildir.

Ülkemizin bağımsızlığına, hukukun üstünlüğüne, komşu ülkelerle barış içinde bir arada yaşama gerekliliğine inanan savcı ve yargıçların hala bitmediğine inanmak istiyoruz. Bu nedenle suç duyurumuzu Türkiye ve Dünya Halklarına karşı bir sorumluluk olarak görüyor ve tarihe bir not düşmek için Sayın Makamınıza veriyoruz.
SONUÇ ve İSTEM………: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Şüpheliler hakkında soruşturma başlatılarak anılan maddelerden yargılanmaları ve cezalandırılmaları için kamu davası açılmasını vekâleten dileriz. Saygılarımızla. 13.05.2013

Suç Duyurusunda Bulunan Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

Vekilleri
Avukat Metin BAYYAR Avukat Sait KIRAN Avukat Doğan ERKAN

No comments: