Erdoğan dış politikada sıfırı tüketti


29 Haziran 2012 - AYDIN KELEŞOĞLU

Erdoğan daha koltuğa oturmadan önce komşularla fazla bir sorun yoktu.
‘Varmış’ gibi gösterdi, ‘Komşularla sıfır sorun’ vaadinde bulundu.

Ama ilk sorun Kıbrıs oldu.
Kıbrıs’ta ‘Annan Plan’ı dedi, ama plan tutmadı. Rumların petrol planı tuttu.

Doğu’da ‘Ermenistan açılımı’ dedi, ilk dirseği, bin yıllık kardeş Azerbeycan’dan yedi. 

NATO’nun Libya’da ne işi var dedi, İzmir’i NATO’ya Libya için verdi.

Erdoğan, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e Davosta ‘One Münit’ dedi, yan odaya geçti, ‘ben Peres’e değil, moderatöre söyledim’ dedi. Medya tam tersini işledi, seçmen de bu numarayı her defasında yedi. 

Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu Erzurum’a geldi, Erdoğan’ın gözünün içine baka baka “Türk ordusu Kıbrıs’ta işgalcidir” dedi. Hükümet cevap veremedi. Cuma’dan cumaya kameralar önünde Kıbleye secde etti ve sadece seyretti. Bu yetmedi, Yunanlılar bir de Ege’de Bulamaç ve Eşek adalarını işgal edip 2004’de iskana açarak turizm amaçlı kullanıverdi.

Şam’la ‘açılım’ üstüne ‘açılım’ dedi, şapkadan ‘Şam-gen vizesi’ çıktı. O vizeden sonra bir daha hiç kimse Suriye’ye gidemedi. R.Tayyip Erdoğan ile Beşar Esad birlikte ailecek tatil planları yaparken Esat birden Esed oldu, ondan sonra Suriye sınırı savaşa sebep oldu.

Hükümet, Rusya ile aramızda sorun yok dedi, halbuki gizli bir ‘Güven Sorunu’ olduğu ortaya çıktı. 
Biz sütle uğraşırken, Rusya’da bizimle uğraştı;“sizi bombalarım” dedi. “Rusya’nın tehdit hissettiği anda füze kalkanına karşı önleyici saldırı olan (pre-emptiv strike) yapabileceğini” söyledi. Ülke ismi vermedi. Ancak herkes biliyordu ki o, Türkiye’yi kastetti

Erdoğan Katar’a giderken Irak’ın içişlerine soyundu, ‘Irak’ta olanlar hayra alamet değil’ dedi, Irak Devlet Başkanı Maliki bunu yemedi;”Erdoğan bölgede hakimiyet kurma hayali içindedir, Türkiye düşman devlettir” dedi. Erdoğan’ın dış politikada hayal peşinde koştuğunu belirtti. Bu yetmedi, Irak’ın Basra kentinde yaklaşık 200 gösterici Türk Konsolosluğu’nun önünde toplanarak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el Haşimi’nin Türkiye’ye sığınmasını protesto etti.
Türk bayraklarını yaktı.

Sevgili Barış Doster ekranlara çıktı, Arap baharının aslında ‘nasıl bir sonbahar’ olduğunu söyledi, Türk dış politikasının iflas ettiğini belirtti, yazdı, çizdi, durdu. Gerçek gündem’de dış politikadaki gelinen noktayı detaylarıyla anlattı.
Bizim diyemediğimizi o dedi.

Ha bir de George Soros dedi. Soros bize “en iyi ihraç malınız, ordunuz” deyince, doğalgazı kısılan Hükümet de gaza geldi, Mehmetçiği Afganistan’a, Lübnan’a Somali’ye sürdü. Üstüne bir de şehit verdi, şehide ‘kelle’ dedi, pardon, Afganistan’dan gelen şehitler için ‘kelle’ demedi, ’Büyük devletin gereğidir’ dedi. Ama Büyük devletin Başbakanı olarak oğlunu askere göndermedi.
Hasta olduğunu söyledi.

Yaradan, hasta masta dinlemedi, ‘yürü ya kulum’ dedi. Bülent Arınç’a da verdikçe verdi.
Bir Bakana da Hamamönü’nü verdi. Yüz yıllık gecekondular, birden malikane olu verdi.

Biz, ülkece el vermeleri, yol vermeleri, kol vermeleri konuşurken, sözde bağımsız necip Türk Medyası, Başbakan Erdoğan’ın Ortadoğu’da ve Arap ülkelerinde ne kadar büyük, ne kadar devasa, ve ne kadar sevilen bir lider olduğunu deyiverdi.Ama Umut Oran Arap ülkelerine gitti, AKP’li sanıldığı için bi ton fırça yedi. Kendisinin bir CHP Milletvekili olduğunu söyleyince, sinirler gevşedi, sitemlerini dinledi. O ülkelerin Erdoğan’a karşı sevgisini değil, nefretini gördü.

Arap ülkeleri, Erdoğan’ın içişlerine karışmasından, hayali liderlik hevesinde olmasından, Müslüman Kardeşler terör örgütüyle bir olup Arap ülkelerine dalmasından, halkı kışkırtmasından, Ortadoğu’nun bulanık suyuna balıklama atlamasından, dereyi görmeyip paçayı sıvamasından, Araplardaki Osmanlı itibarını bir kalemde yitirmesinden, ordusuyla, ekonomisiyle, nüfusuyla Türkiye’nin Kontrolsüz bir güç haline dönüşerek, savaş çağrılarıyla Ortadoğu ve Arap ülkelerini açıkça tehdit etmesinden, bir de dostane görünüp kendilerini kandırmasından rahatsız oluyorlardı.

Hükümetin hayal ile başlayan dış politikası, hayal kırıklığıyla bitiyordu.

Obama Erdoğan’a bir mesaj verdi, akabinde bizim Başbakan hemen Seul'den çıktı, Tahran’a geldi, İran'da Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’dan randevu istedi. İranlı Başbakan 'Ben rahatsızım, bugün seni kabul etmiyorum' dedi, ama o gün başka iki heyeti ayrı ayrı kabul etti. Bizim Başbakan Erdoğan'ı iki gün kapıda bekletti. Bu hareketiyle bizi rezil etti.
Necip Türk medyası da bu olayı görmezden geldi, bu yetmedi, Erdoğan’ı Vezir etti.

Üstelik Türkiye’nin AKP sayesinde ‘ileri demokrasi’ ile yönetildiğinden sürekli söz etti. Avrupa Parlamentosu üyesi Bery Madlener’de öyle demedi; ‘Kandırılıyorsunuz, Türkiye’nin sonu şeriat’ dedi.

Gelinen noktada Ahmet Altan bile eleştirdi.

Sağcısı-solcusu, aşırısı-ılımlısı, Müslümanı-Hristiyanı, Batısı-Doğusu, Arabı-zencisi herkes ‘tehlikeye’ işaret etti ve ülkemize kırmızı kart gösterdi.
Çünkü tüm komşuları ürküttü”

Ama Atatürk boşuna demedi. 1923’te; “..hayali dış siyasetler peşinde dolaşanlar, dayanak noktalarını kendiliğinden kaybederler..” dedi, sanki AKP’nin 2023’ü için söyledi.

Başbakan Erdoğan tüm bunlara rağmen Gruptaki bir konuşmasında ısrarla “Sıfır sorun” politikalarının ilkeli ve tutarlı bir şekilde ilerlediğini bildirdi.

Türkiye’deki katliamlar dururken, ‘Suriye’de katliam var’ dedi,
Uçaklarımız da Suriye radarına giriverdi,
Kötü gün geldi, Türkiye en değerli iki evladını yitirdi..
Sonunda ülke savaşın eşiğine geldi.
Olan oldu, Kıbrıs Rum kesimi bile bizimle dalga geçti.
Karizmayı kurtarmak için uçaklarda poz verdi,
Aslında çok komikti..
Atarız, tutarız, vururuz dedi,
Falan filan,

Velhasıl sıfır sorunla geldi, ülkenin itibarını zedeledi..

Ve sıfırı tüketti.

-- 

No comments: